'Doğru Tanı Olmadan Doğru Tedavi Mümkün Değil'

Patolojinin 'hastalık bilimi' olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hasan Gökçe, kanser başta olmak üzere birçok hastalıkta patolojik tanının tedavi sürecinin temelini oluşturduğunu söyledi.

Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Gökçe, patolojinin sağlık sistemindeki rolünden kanser tanısındaki hayati önemine, toplumda bilinen yanlış algılardan teknolojik gelişmelere kadar patolojiye dair merak edilen tüm soruları yanıtladı.

Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Gökçe, patolojinin ne olduğu, tanı ve tedavi süreçlerindeki yeri, kanser hastalıklarındaki belirleyici rolü, vatandaşların bilmesi gereken önemli noktalar, toplumda bilinen yanlışlar ve teknolojik gelişmelerin tanıya etkisi hakkında İLKHA muhabirinin sorularını yanıtladı.


Patoloji nedir ve sağlık sistemindeki rolü kısaca nasıl anlatılabilir?

Patolojinin Türkçe anlamı 'Hastalık Bilimi'dir. Vücuttan alınan doku örnekleri ve sitolojik materyallerin incelenmesiyle hastalıklara tanı koymayı amaçlayan bir bilim dalıdır.

Patoloji raporları bir hastanın tanı ve tedavi sürecini nasıl etkiliyor?

Prof. Dr. Gökçe, 'Doğru tanı koymadığınız bir hastayı doğru şekilde tedavi etmeniz mümkün değildir. Hastalıkların büyük bir kısmına klinik muayene, laboratuvar tetkikleri ve radyolojik görüntülerle tanı konulabilirken, bazı hastalarda bu mümkün olmamaktadır. Bu durumlarda patolojik inceleme gereklidir. Sitopatoloji olarak adlandırılan vücuttan alınan sıvıların yaymaların ya da histopatoloji olarak adlandırılan doku biyopsilerinin incelenmesi gerekir. Bu gruptaki hastalar için patolojik tanı elzemdir. Patolojik tanı olmadan bu hastaları tedavi etme şansı bulunmamaktadır.' dedi.

Özellikle kanser hastalıklarında patolojinin önemi neden bu kadar büyük?

Prof. Dr. Gökçe, 'Halk arasında 'kanser' denildiğinde tüm kötü huylu tümörler anlaşılmaktadır. Oysa tıpta kanser terimi, herhangi bir organ veya dokudan kaynaklanan epitelial tümörleri ifade eder. Bunun dışında vücudun destek dokularından; kas, kemik, kıkırdak, yağ dokusu veya bağ dokusundan kaynaklanan tümörler sarkom olarak adlandırılır. Kemik iliği ya da lenf bezlerinden kaynaklanan, kırmızı veya beyaz kan hücrelerinden gelişen tümörler ise lösemi ve lenfoma olarak tanımlanır. Deriye rengini veren melanosit hücrelerinden gelişen kötü huylu tümörler de melanomdur. Patoloji raporunda yalnızca tümörün alt tipi değil; tümörün yaygınlığı, derecesi, kan ve lenf damarlarına girip girmediği, sinir çevresine yayılım yapıp yapmadığı gibi pek çok parametre değerlendirilir. Bu veriler tümörün seyri ve tedavi şeklini belirler. Hastanın ameliyat olup olmayacağı, ışın tedavisi ya da ilaç tedavisi alıp almayacağı bu raporlara göre kararlaştırılır. Patoloji uzmanları, rapor düzenlerken ilgili organ veya dokuyla ilgili uluslararası literatürü takip etmek ve bu şablonlara göre rapor yazmak zorundadır. Aksi halde doğru tanı koymak ve uygun tedaviyi planlamak mümkün değildir.' ifadelerini kullandı.

Erken tanıda patolojik inceleme hastaya ne kazandırıyor?

Prof. Dr. Gökçe, 'Kötü huylu tümör şüphesi olan hastanın doktora gecikmeden başvurması çok önemlidir. Erken aşamada küçük boyutlu bir tümör saptandığında, tedavisi çok daha kolay olur. Bu tür tümörler çıkarıldıktan sonra çoğu zaman ek ilaç ya da ışın tedavisine gerek kalmaz. Ancak tümör büyüdükçe çevre dokulara ve organlara yayılma, metastaz yapma ihtimali artar. Bu durumda ameliyat zorlaşır, hatta bazı hastalar ameliyat edilemez hale gelir. Bu nedenle erken tanı hayati öneme sahiptir.' dedi.

Patoloji raporlarının güvenilirliği nasıl sağlanıyor?


Prof. Dr. Gökçe, 'Günümüzde patoloji raporları dijital ortamda hazırlanmakta ve sorumlu patoloji uzmanının elektronik imzasıyla güvenli şekilde imzalanmaktadır. Raporlar hastane bilgi işlem birimi tarafından güvenli sunucularda saklanmaktadır. Kesinleşen raporlar hem hastaya mesaj yoluyla bildirilmekte hem de e-Nabız sistemi üzerinden görüntülenebilmektedir. İhtiyaç halinde imzalı çıktı da verilebilmektedir.' diye ifade etti.

Hastaların patoloji sonuçlarını değerlendirirken, en çok nelere dikkat etmesi gerekiyor?

Prof. Dr. Gökçe, 'Patoloji raporu, materyali gönderen uzman hekim için yazılan bir konsültasyon raporudur. Hastaların raporu tek başına yorumlaması çoğu zaman mümkün değildir. İnternet ve sosyal medyada yer alan yanlış bilgiler hastaları yanıltabilmektedir. Bu nedenle hastaların mutlaka kendilerini tedavi eden hekimlerle iletişim halinde olmaları gerekir. Uzman hekimler, rapordaki tanı ve bulgular doğrultusunda gerekli açıklamaları ve yönlendirmeleri yapacaktır.' diye konuştu.

Toplumda patolojiyle ilgili en yaygın yanlış algılar nelerdir?

Prof. Dr. Gökçe, 'En yaygın yanlış, patolojiye gönderilen her örneğin kanser olduğu düşüncesidir. Oysa rutin histopatolojik incelemelerin yalnızca yüzde 10-15'ini kanserli vakalar oluşturmaktadır. Bir diğer yanlış algı ise patoloji sonuçlarının kan veya idrar tahlilleri gibi kısa sürede çıkacağı beklentisidir. Patoloji materyalleri; ön hazırlık, örnekleme, boyama ve inceleme gibi aşamalardan geçmektedir. Özellikle kemik gibi sert dokularda bu süreç 10-15 güne kadar uzayabilmektedir. Vaka yoğunluğu ve uzman sayısı da süreleri etkileyebilmektedir.' diye cevapladı.

Teknolojik gelişmeler patoloji tanı süreçlerini nasıl etkiledi?

Prof. Dr. Gökçe 'Teknolojik gelişmeler, insan yaşamının her alanında olduğu gibi hastalıkların ve tümörlerin tanı ve tedavi süreçlerinde de önemli ilerlemeler sağlamıştır. Tıp biliminin diğer alanlarında olduğu gibi patolojide de tanı süreçleri dinamik bir yapı göstermektedir. Bu nedenle patoloji uzmanlarının güncel bilgileri ve bilimsel literatürü yakından takip etmesi zorunludur; çünkü raporlar bu bilgiler doğrultusunda hazırlanır. Teknolojik imknların gelişmesiyle birlikte makalelere ve güncel literatüre erişim büyük ölçüde kolaylaşmıştır. Bizlerin asistanlık döneminde uluslararası kaynaklara ulaşmak oldukça zor iken, günümüzde bu süreç çok daha hızlı ve erişilebilir hale gelmiştir. Geçmiş yıllarda patolojide hastalıkların ve tümörlerin tanımlanması, büyük ölçüde ışık mikroskobunda hücre ve dokuların değerlendirilmesine dayanıyordu. Tedaviler de bu sınırlı bilgiler ışığında planlanıyordu. Daha sonraki süreçte hücre tiplerini ve biyolojik özelliklerini ortaya koyan immünohistokimya olarak adlandırılan özel boyama yöntemleri geliştirildi. Işık mikroskobunda benzer görünen bazı tümörlerin, immünohistokimyasal özelliklerine bakıldığında farklı biyolojik davranışlar sergilediği anlaşıldı. Bu sayede bazı tümörlerin daha agresif seyrettiği, bazılarının ise daha yavaş ilerleme gösterdiği ortaya konuldu ve tedavi yaklaşımları buna göre şekillendirildi. Günümüzde ise moleküler patolojik incelemeler tanı süreçlerinde önemli bir yer tutmaktadır. İnsan genomunun 2003 yılında çözümlenmesiyle birlikte, pek çok kötü huylu tümörde hücrenin gen yapısında ve RNA düzeyinde meydana gelen değişiklikler saptanabilir hale gelmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda, söz konusu değişiklikleri hedef alan ve doğrudan kanserli hücreleri etkileyen akıllı ilaç tedavileri geliştirilmiştir. Kurulan moleküler patoloji laboratuvarlarında bu incelemeler etkin şekilde yürütülmekte, hastalarda mevcut genetik değişiklikler ile hangi kemoterapi ilaçlarına duyarlılık gösterildiği ya da hangi tedavilere direnç geliştiği gibi pek çok parametre birçok tümör tipinde belirlenebilmektedir.' şeklinde konuştu.

Bir patoloji uzmanının en çok zorlandığı durumlar hangileridir?

Prof. Dr. Gökçe, 'Tanısı net olan vakalarda raporlama süreci elbette daha kolaydır. İyi huylu ya da kötü huylu olsun, bu tür tümörleri nispeten rahat bir şekilde sonuçlandırabiliyoruz. Patoloji uzmanları arasında kullanılan bir ifade vardır; bu tür olgulara 'kitap okumuş örnekler' denir. Bizim için asıl zorluk ise 'kitap okumamış' olarak adlandırdığımız vakalardır. Bu tür olgularda tanı net değildir; parametreler tek tek değerlendirilir ancak lezyonun iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğu kesin olarak belirlenemeyebilir. Bu gruptaki olgular ara kategori tümörler olarak tanımlanır. Literatürde bu tümörler için 'önemi belirsiz atipi', 'malignite potansiyeli belirsiz tümör' ya da 'düşük malign potansiyelli tümör' gibi tanımlar kullanılmaktadır. Bu vakaların sayısı aslında oldukça azdır; ancak vatandaşlar tarafından, hatta zaman zaman bazı hekimler tarafından da yeterince bilinmemekte veya anlaşılmamaktadır. Bu nedenle bu hastalar için ilave tetkikler, ek kesitler ve incelemeler, gerekirse moleküler patolojik çalışmalar yapılmaktadır. Mümkün olduğunca bu tanı kategorilerini az kullanmaya ve vakayı net bir sınıfa yerleştirmeye çalışıyoruz. Aslında bu tümörlerin büyük bir kısmında ek tedavi yapmadan, rutin klinik değerlendirme ve radyolojik görüntülemeler ile takip yeterli olmaktadır; ancak takip sürecinde sorun saptanırsa ek tedavi ya da gerekirse cerrahi müdahale uygulanmaktadır.' dedi.

Son olarak vatandaşlara patoloji konusunda vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Prof. Dr. Gökçe, 'Patoloji laboratuvarı; sekreterinden teknisyenine, patoloji uzmanına kadar her basamaktaki çalışanıyla yoğun emek, özveri ve dikkat gerektiren bir bölümdür. Maalesef toplumda insanların büyük bir kısmı sağlıklarını uzun süre ihmal etmektedir. Patoloji laboratuvarına işleri düştüğünde, biyopsi örneği verdikten sonra çoğu kişi kanser olmuş gibi sonuçlarının peşine düşmekte ve en kısa sürede sonuç beklemektedir. Elbette her hasta bizim için önceliklidir; ancak küçük bir biyopsi örneği alınmış ve bu sonuca göre ameliyata girecek hastalara öncelik tanıyoruz. Çünkü kanser tanısı almış, radikal rezeksiyon geçirmiş ve büyük bir ameliyat olmuş hastalarda yara iyileşme süreci bulunmaktadır. Bu süreç tamamlanmadan hastaya tedavi verilmesi mümkün değildir ve bazen bir aya, hatta daha uzun bir zamana yayılabilmektedir. Bu nedenle bu hastalar için beklemenin bir sakıncası yoktur ve sürekli sonuç peşine düşülmesine gerek bulunmamaktadır. Bu konuda toplumdan anlayış ve bilinç bekliyoruz. Tümörsüz bir vaka olan, örneğin sıradan bir akut apandisit olgusunda 'benim vakam öncelikli olsun' denildiğinde diğer hastaların işlemleri gecikebilmektedir. Ayrıca kötü huylu tümörlerde erken tanının önemini tekrar vurgulamak isterim. Örneğin memede 2 santimetrelik bir kitleyle başvuran hastada tanı ve tedavi süreci çok daha farklıyken, kitlenin 8-10 santimetreye ulaşıp hastalığın ileri evreye gelmesi durumunda yapılabilecek işlemler ve tedaviler tamamen değişmektedir. Sağlıklı bir toplum ancak sağlık konusunda bilinçli olmakla mümkündür. Vatandaşlarımızdan sağlıklarını ihmal etmemelerini, özellikle orta ve ileri yaş grubundaki bireylerin herhangi bir şikyeti olmasa bile yaşlarına uygun yıllık kontrollerini mutlaka yaptırmalarını rica ediyoruz.' tavsiyelerinde bulundu. (İLKHA)

Bülten

Bakmadan Geçme