Gazetecilik Bir Meslek Değil, Bir Vicdan İşidir
Prof. Dr. Kenan Koç, Remzi Hayta'nın kaleminde şekillenen gazeteciliği 'hakikatin peşinde bir ömür' olarak tanımladı.
Kazak dilbilimine yaptığı büyük katkılardan dolayı Kazakistan’da “Hizmet Nişanı” ile onurlandırılan Malatya’nın gururu, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Koç, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Deneyille Malatya Flaş Haber imtiyaz sahibi Remzi Hayta’yı kaleme aldı. İşte Prof. Dr. Kenan Koç’un kaleminden Remzi Hayta’yı böyle anlatıyor.
10 Ocak… Çalışan Gazeteciler Günü. Takvim yaprağında bir gün gibi durur ama bizim için bir ömürdür.
Soğuk haber odalarıdır, sabaha karşı bitmeyen yazılardır, matbaa kokusudur. Sansürdür, baskıdır… ama en çok da direnmektir.
Bu yazı, bir meslek gününü kutlamak için değil; gazeteciliği hâlâ onuruyla yaşatan, hakikatin peşinde duran ve toplumun vicdanını temsil eden Remzi Hayta Ağabeyimi, onun gibilerini yaşarken onurlandırma çağrısıdır.
Kamu ve İnsan Odaklı
Malatya’nın daracık mahallelerini, taşlı sokaklarını, gürültülü pazarlarını ve sessiz evlerini bilirim; gözümün önünde canlanır her köşe. Her taşın, her kapının, her insanın bir hikâyesi vardır. Gazetecilik, işte o hikâyeyi duyurmak, o sesi çoğaltmaktır. Remzi Hayta, tam da bu anlayışın adıdır.
O haberi sadece yazmaz; haberi yaşar. Sabahın ilk ışıklarıyla sahaya çıkar, gecenin karanlığında eksikleri tespit eder, söylenmeyeni görür. “Malatya hassas bir şehirdir,” derken, şehrin nabzını ve insanın kırılganlığını hisseder. “Karnının doymayacağı yerde açlığını belli etme,” sözleriyle, sıradan bir olayı bile insan onuruna dokunan bir mesaj hâline getirir.
Haberi yayımlandığında, kurumlar susamaz, eksikler görünür hâle gelir. “Gerçek ve yalaka gazetecilik arasında,” derken, yazdığı her satırın sorumluluğunu taşır; 45 yıllık bir birikim, gözlem ve cesaretle örülmüş bir haberciliktir bu.
Remzi Ağabey’in haberciliği Malatya’nın gözüdür, kulağıdır, hafızasıdır. Yangın yerinde, deprem enkazında, dar bir sokakta veya belediye kapısında fark edilmeyen eksiklikleri ortaya çıkarır. “Vatandaş yerinde dönüşüm istiyor ama…” dediğinde, sadece bir durumu raporlamaz, çözümün gerekliliğini hatırlatır. “İnsan sarrafı olmak,” derken, haberde adaleti, yorumda vicdanı tartar.
Her haberde, her yorumda adaletin terazisini taşır, vicdanın terazisini unutmadan kalemi oynatır. “İnsan olmayı unutanlar var,” dediğinde, sadece gözlemini paylaşmaz; bir uyarı, bir çağrı ve topluma yol gösteren bir ışık olur.
Remzi Hayta’nın haberciliği sadece bilgi vermek değildir; bir uyarıdır, bir vicdan tokadıdır, bazen de Malatya’nın unutmaya dirençli hafızasıdır. Böyle bir göz, böyle bir kulak kolay yetişmez; çünkü sadece bilgi değil, değerler, onur ve inançla beslenir.
Değerleriyle Yol Gösteren Kalem
Remzi Hayta yazılarında Malatya’yı, insanını ve değerlerini işler. Onun kalemi, sadece olayı anlatmakla kalmaz; doğruyu, erdemi ve vicdanı da masaya koyar.
Her köşe yazısında, sokakta gördüğü gerçeği, halkın dile getiremediğini, geleneklerin sessizliğini aktarır. “Malatya hassas bir şehirdir” derken, sadece bir şehrin durumunu anlatmaz; insanın vicdanını sınayan bir uyarı verir. “İnsan sarrafı olmak” dediğinde, 45 yıllık mesleki birikimiyle, karakteri ve değerleriyle gazeteciliğin ne olduğunu ortaya koyar.
Onun yazılarında söylenen her kelime, bir ders, her cümle bir yol haritasıdır. “Adam gibi adam olmak” derken, sadece örnek bir yaşamı değil; gazeteciliğin onurunu, sorumluluğunu ve toplumsal bilincini hatırlatır. Eleştirirken incelikli, önerirken yol gösterici, uyarırken insana saygılıdır.
Tarihini ve hafızasını korumak onun işidir. “Deprem unutuldu, şükür susturuldu, gülmek yasaklandı” yazarken, sadece olayı anlatmaz; sessiz kalanlara, hatırlamayanlara bir çağrı yapar. “İyi at yemini kendi artırır” dediğinde, kendi emeğini, alın terini ve onurunu simgeler.
Remzi Ağabey’in yorumculuğu, bir Malatyalı gözüyle şehrin damarlarına işlemiş, değerlerle yoğrulmuş bir kalemin sesi gibidir. Ben yazılarını okudum, oradan çıkararak aktardım; çünkü onun satırlarında sadece olay değil, ahde vefa, insanlık ve onur vardır. Ve bu değerler, gazeteciliğin hâlâ bir anlamı olduğunu bize gösterir.
Değerler ve Mesleki Omurga
Remzi Ağabey, bir devrin adamıdır; 45 yıl boyunca Malatya’nın mahallerini, sokaklarını, insanların gündelik yaşamını gözlemlemiş, kaydetmiş ve yazmıştır. 15 valiyle çalışmış, onlarca yöneticiyle yol yürümüş ama hiçbir zaman kalemini ya da onurunu satmamıştır.
Onun yazılarında her zaman bir insan sevgisi vardır. “Adam gibi adam olmak” sözü sadece bir söylem değil; onun mesleki ve kişisel duruşunun özüdür. “Kartvizitinde unvan, yüreğinde memleket yazar” dediğinde, gazeteciliğin sadece makamla değil, vicdanla yapıldığını anlatıyordu.
Remzi Ağabey’in sözleri mesleki pusulasıdır:
• “İnsan sarrafı olmak, gözden kaçanı görmek demektir.”
• “İnsan olmayı unutanlar var; onları yazmak da görevimizdir.”
• “Gazeteciler toplumların aynasıdır; doğruyu göstermezsek, toplum karanlıkta kalır.”
• “Boztepeli olmak ayrıcalıktır; köklerin ve değerlerin farkında olacaksın.”
“• “İşini sevgiyle yapmazsan, hiç yapmamışsın demektir.”
Bu değerler, onun meslekteki omurgasını oluşturur. Baskı, korku, yalakalık… Hepsine rağmen Remzi Ağabey, her zaman duruşunu korumuş, doğruyu yazarken yalnız kalmış ama eğilmemiştir. Bu 45 yıllık bir birikim, bir ahlâk ve bir gazetecilik manifestosudur.
Halkla ve Devletle Bir Gazetecilik
Remzi Hayta’nın gazeteciliği sadece haberi yazmakla sınırlı değildir; o, halkın sesi ve kurumların vicdanıdır. Yıllar boyunca Malatya’nın hem sokaklarını hem de bürokratik koridorlarını izlemiş, görmemiz gerekeni bize göstermiştir.
Onun satırlarında yöneticiler sadece isim değildir; onları değerlendirir, eleştirir ama yıkıcı olmadan yol gösterir. “Vatandaş yerinde dönüşüm istiyor ama fark etmezsen, sesleri kaybolur” diyerek, halkın isteklerini ve ihtiyaçlarını görünür kılmıştır.
Devletle ilişkilerinde de hassastır; saygıyı ve sorumluluğu elden bırakmaz: “Malatya’da devlet de var, vali de var, ama işin özü halktır” der. O, gazeteciliğin gücünü sadece yazdığıyla değil, doğru zaman ve doğru yerdeki duruşuyla kullanır.
Sahadaki yaşam onun için öğretmendir. Dar sokaklarda, pazar yerlerinde, afet ve yangın bölgelerinde, gözden kaçan detayları yakalar. “Karnının doymayacağı yerde açlığını belli etme” diyerek, mesleğin fedakârlığını ve sabrını vurgular. Bu anlayış, onun haberlerinde, yorumlarında her zaman hissedilir.
Remzi Ağabey, hem halkla hem devletle kurduğu bu hassas dengeyle gazeteciliğin sadece meslek değil, bir sorumluluk ve erdem işi olduğunu gösterir. Onun gözünden Malatya, sadece bir şehir değil; anlatılması gereken, korunması gereken bir değerler bütünüdür.
Yaşam Deneyimi ve Değerlerle Örnek Gazetecilik
Remzi Hayta’nın gazeteciliği, yaşamın içinden doğan bir disiplin ve sorumlulukla şekillenir. Malatya’nın dar sokaklarından, gürültülü pazarlardan ve sessiz evlerinden geçti; her köşe, her insan ve her olay onun haberciliğine bir ders, bir iz bırakmıştır.
45 yıllık meslek hayatında, güç peşinde koşmak yerine, hakikati korumayı, doğruyu savunmayı tercih etti. Makam veya para için kalemini kiraya vermedi; her haber, her yorum onun vicdanı ve onuru ile yoğrulmuştur. “Adam gibi adam olmanın gazeteciliğin özünden geçtiğini” anlatır, bunu hem meslektaşlarına hem de okurlarına göstermiştir.
O, bir devrin tanığıdır; 15 farklı valiyle çalıştı, sayısız belediye başkanını izledi ve her zaman mesleğin sınırlarını genişletti. Hiçbir pozisyon onu değiştirmedi, aksine yazılarını ve yorumlarını daha sorumlu ve derin kıldı. Gazetecilik onun için sadece haber yapmak değil; yaşananı anlamak, eksikleri göstermek ve toplumun vicdanına dokunmak demekti.
Remzi Hayta’nın mesleki başarısının sırrı, deneyimde değil, değerlerdedir. Onun yazıları, Malatya’nın ruhunu ve insanını aktarırken; vefa, onur ve toplumsal sorumluluğu da masaya koyar. Okuyanın gözünde bir şehir canlanır, değerleri hissedilir ve vicdanı uyanır.
Toplumsal Vicdan ve Mesleki Onur
Remzi Hayta’nın haberciliği, Malatya’nın hafızasını tutmakla kalmaz; toplumu uyandırır, sorgulatır ve harekete geçirir. 45 yıllık mesleki onuru, hiçbir baskı veya çıkar tehdidiyle sarsılmadı. Onun satırları, gözlem ve değerle yoğrulmuş bir vicdanın çarpan kalbidir.
Remzi Hayta, gazeteciliği bir yaşam felsefesi olarak yaşamıştır; “Adam gibi adam olmak” onun rehberidir. Çile ve yoklukla yoğrulmuş geçmişi, ona sabrı, azmi ve adaleti öğretmiştir. Her haber, sadece bir olayın kaydı değil, bir değer manifestosudur. “İnsan sarrafı olmak, gazeteciliğin özüdür” diyerek toplumsal gerçekleri tartar, yanlışları ve eksikleri görünür kılar. Malatya’nın eski plakçısından genç girişimcilere, pazardaki emekçilere, mahalledeki sessiz kahramanlardan depremzedelere, kadar herkesin hikâyesini duyurur.
Remzi Hayta, gazeteciliği sadece haber yapmak olarak görmemiş; onu bir vicdan pratiği, bir toplum sorumluluğu olarak yaşamıştır. “Halkın vekili, halkın sesi” diyerek çıktığı yolda, yazılarında hep insanı merkeze almıştır. Mahallenin sessiz çocuğundan, depremden etkilenen ailelere kadar herkesin hakkını savunmuştur.
Onun kaleminde, güçsüzü ezmek, güçlüye yanaşmak yoktu. “Gerçek gazetecilik, adam gibi durabilmektir” sözleri, hayatının ve mesleğinin pusulası olmuştur.
Değerleriyle Örnek Bir Yaşam
Remzi Hayta’nın gazeteciliği, bir meslekten öte bir yaşam biçimidir. Onun kalemi, sadece haberi değil; doğruluğu, adaleti ve insanlığı taşır. Malatya’nın dar sokaklarında, pazarlarında ve sessiz evlerinde yürürken gördüğü eksikleri, çileyi ve sessiz kahramanları yazıya döker. “Kartvizitinde unvan yok, yüreğinde memleket yazıyor” der; bir gazeteci için makamdan daha değerli olanın vicdan olduğunu hatırlatır.
Her yazısı, toplumsal bir ders gibidir. “İnsan sarrafı olmak” sözüyle, insanların sözünden, davranışından ve sessiz duruşundan değerleri seçer. 45 yıllık mesleğinde hiçbir zaman kalemini satmadı, hiçbir zaman yalakalık yapmadı; çünkü gazetecilik, onun için koltukta değil, onurda ölçülür.
O, sadece Malatya’nın haberini yapmaz; Malatya’nın vicdanını yazar.
“Acı ama gerçek: Basın bugün en itibarsız dönemini yaşıyor” dediğinde bile, umutsuzluğa kapılmaz; çözüm yollarını, iyiliği ve dayanışmayı gösterir. Gazetecilik onun için bir güç değil, bir sorumluluktur; bir değerler zinciridir ve o zincirin halkasını sıkı tutar.
Mürekkep ve Onur: Remzi Hayta’nın 45 Yıllık Yolculuğu
Gazetecilik, kolay bir meslek değildir.
Hızın vicdanın önüne geçtiği, herkesin bir yerlere yetiştiği ama kimsenin kimseye varamadığı bir çağda…
Doğruyu yazmak, hakikati göstermek, topluma yol açmak hâlâ mümkün mü?
Remzi Hayta, işte bunun yanıtıdır.
Sadece haberci değil; değerleriyle yol gösteren bir yorumcu, vicdanla kalemi oynatan bir rehber, mesleğiyle topluma ışık tutan bir örnektir. 45 yıllık tecrübesi ve Malatya’nın her köşesini bilen gözleri, gazeteciliğin ne demek olduğunu her satırında, her kararında ortaya koyar.
Ama bir gerçek de var: Remzi Hayta gibi mesleki omurga nadirdir.
Böylesi bir duruş kolay kolay filizlenmez; onların sayısı azaldıkça, sadece gazetecilik değil, toplumun hakikate olan bağı da zayıflar.
İşte bu yüzden, gazeteciliği hâlâ onurlu yapanlar yaşarken fark edilmeli; cesaretleri, duruşları ve emeği görünür kılınmalıdır. Onlara bakıp cesaret alan her genç kalem, bu kaygıyı bir nebze olsun azaltır.
Bu yazı, bir meslek günü anısı değildir.
Bu, gazeteciliği hâlâ anlamlı kılanlara, hakikatin peşinde duranlara ve mesleğin onurunu ayakta tutanlara bir yaşarken onurlandırma çağrısıdır.
İyi ki varsınız Remzi Ağabeyim.
İyi ki var böyle gazeteciler.
Prof. Dr. Kenan Koç
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi