Küresel Vicdan, İnsanlığın Çığlığına Ait Bir Çıkış Arıyor
Asım DEMİRKÖK
İnsanlık tarihi yalnızca uygarlıkların yükselişinin değil; sessizlikle örtülmüş suçların, görmezden gelinen çığlıkların ve ertelenmiş adaletin de tarihidir. Hiroşima’da yanan bedenler, Vietnam’da napalm altında kalan çocuklar, Bosna’da toplu mezarlara gömülen hayatlar, Filistin’de İsrail militarizmi altında yok edilen umutlar…
Her dönemde suç vardı; ama bazı dönemlerde utanma duygusu da vardı.
1960’larda Bertrand Russell ve Jean-Paul Sartre’ın öncülüğünde kurulan Russell Mahkemesi, Vietnam’da Amerikan’ın işlediği savaş suçlarını yargılarken çok önemli bir şey yaptı:
Hukuki yaptırımı olmasa bile, insanlığın aynasını yine insanlığa tuttu. Mehmet Ali Aybar gibi vicdan sahibi isimler, devletlerin suskunluğuna karşı “insan olmanın” tarafını seçti. O mahkeme tankları durdurmadı belki; ama tarihin hafızasını kirletilmekten kurtardı.
Bugün ise daha karanlık bir yerdeyiz.
Belgeler var, tanıklar var, mağdurlar hayatta…
Ama vicdan nerede?
Yeni yayımlanan Epstein belgeleri, çocuk istismarı, pedofili ve güç-para ilişkileriyle örülmüş küresel bir ahlaksızlık ağını gözler önüne seriyor. Bu artık bireysel bir suç dosyası değildir. Bu; devletleri, istihbarat örgütlerini, elitleri ve suskun kurumları içine alan ‘’bir sistem suçudur.’’
Ve sorulması gereken soru şudur:
Vietnam için Russell Mahkemesi kurulabildi de, çocuklar için neden bir “Küresel Vicdan Mahkemesi” kurulamıyor?’’
Uluslararası Ceza Mahkemesi var.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var.
Ama çocuklar söz konusu olduğunda hukuk yavaşlıyor, kararlar uygulanmıyor, dosyalar “zamanaşımı” denilen kirli bir halının altına süpürülüyor.
Sorun hukukun yokluğu değil, iradenin çöküşüdür.
Bugün eksik olan şey yasa değildir; eksik olan şey ‘’ahlaki cesarettir.’’
Çünkü pedofili, çocuk istismarı ve insan ticaretiyle mücadele etmek yalnızca suçlularla değil, onları koruyan güç odaklarıyla yüzleşmeyi gerektirir. İşte bu yüzden susuluyor. İşte bu yüzden mahkeme kurulmuyor.
Küresel Vicdan Mahkemesi Nedir?
Bu mahkeme bir devlete değil, insanlığa dayanır.
Silahı yaptırım değil, utançtır.
Gücü hapishane değil, tarihe düşülen kayıttır.
Russell Mahkemesi bize şunu söyler:
“Biz yargılıyoruz, çünkü siz susuyorsunuz.”
Bu mahkeme;
Çocukların adını dosyalarda birer rakama indirmeden,
Güçlü isimleri “dokunulmaz” saymadan,
Paranın ve makamın arkasına saklananları ifşa ederek,
Geleceğe tek bir cümle bırakır:
“Herkes sustu ama insanlık susmadı.”
En tehlikeli suç, unutulan suçtur.
Bugün çocuk istismarı karşısında susan dünya, yarın kendi çocuklarının yüzüne bakamayacaktır. Unutulan her dosya, gelecekte işlenecek yeni bir suçun önsözüdür.
İnsanlık bir yol ayrımındadır:
Ya belgeleri okur ve başını çevirir…
Ya da küresel bir vicdanla ayağa kalkar.
Bu bir ideoloji meselesi değildir.
Bu bir din, bayrak ya da coğrafya meselesi değildir.
Bu, insan kalıp kalmama meselesidir.
Küresel Vicdan, insanlığın çığlığına ait bir çıkış arıyor.
O çıkış bir mahkeme salonundan değil;
Susmayan kalemlerden,
Utanmayan yüreklerden,
Hesap soran hafızalardan doğacaktır.
Kalem sustuğunda barbarlık konuşur.
Biz kalemi susturmayacağız.
Saygıyla ve vicdanla haykıracağız.
Hep birlikte haykıracağız.
Çünkü biz çocuklarımıza, geleceğimize ve insanlığımıza Küresel Vicdanın temiz yükünü taşımak istiyoruz.
Biz konuştukça, yazdıkça, hatırlattıkça…
Karanlık rahat uyuyamayacak.
09 Şubat 2026 Pazartesi günü Sonmanşet Gazetesinde çıkan köşe yazım Asım Demirkök