Küresel basın ve dünya kamuoyu, modern çağın en etkili güç merkezlerinden biridir. Artık yalnızca haber aktaran bir mecra değil; olayları tanımlayan, anlamlandıran ve kimin haklı, kimin haksız olduğuna karar veren küresel bir akıl rolündedir. Bir Müslüman için mesele, bu aklın hakikatle mi yoksa güçle mi konuştuğu sorusudur.
Bugün dünya basını, “tarafsızlık” ve “evrensel değerler” kavramlarını sıkça kullanırken, bu kavramların içini çoğu zaman Batı merkezli bir bakışla doldurmaktadır. Aynı fiil, aynı silah, aynı ölüm; failine ve mağduruna göre farklı isimlerle anılmaktadır. Bir yerde “savunma hakkı” olan şey, başka bir yerde “terör” olarak sunulmaktadır. Bu dil, masum değildir; bilakis zulmü perdeleyen sofistike bir araçtır.
Müslüman coğrafyalarda yaşanan acılar, küresel basında çoğu zaman ya sıradanlaştırılır ya da bağlamından koparılır. Bombalanan şehirler “çatışma bölgesi”, öldürülen çocuklar “kaçınılmaz kayıp” olarak servis edilir. Oysa aynı görüntüler başka bir coğrafyadan geldiğinde dünya ayağa kalkar. İşte bu noktada bir Müslüman, haberin hızına değil adaletin terazisine bakmak zorundadır.
Kur’ân, “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” buyururken, küresel basın tam tersine, kinin ve çıkarın diliyle konuşabilmektedir.
Dünya kamuoyu ise çoğu zaman bu dilin yankısından ibarettir. Hakikatin doğal sonucu değil, sistemli bir yönlendirmenin ürünü olan bu kamuoyu; kimin için üzülüp kimin için susacağını medyadan öğrenmektedir.
Bugün Müslümanlar yalnızca siyasi ve askeri bir baskı altında değil, aynı zamanda zihinsel ve algısal bir kuşatma altındadır. Ne düşüneceğimiz, hangi olaya ne kadar tepki vereceğimiz, hatta hangi zulmün “daha önemli” olduğu bile küresel ajansların belirlediği çerçevelerle sunulmaktadır. Bu durum, Müslüman vicdanı edilgenleştiren ciddi bir tehlikedir.
Risale-i Nur’da işaret edilen zaman fitnesi, tam da burada kendini gösterir: Hakikat gürültü içinde kaybolur, yalan ise tekrar edildikçe normalleşir. Müslümana düşen; manşetlere teslim olmak değil, basiretle bakmak, sorgulamak ve mazlumun kimliğine bakmadan onun yanında durmaktır.
Küresel basın, bir Müslüman için mutlak bir otorite değildir. Dünya kamuoyu da hakikatin ölçüsü olamaz. Ölçü adalettir; mihenk taşı ise mazlumdur. Nerede bir mazlum varsa, Müslümanın yüreği oradadır. Çünkü İslam’da haber, reyting için değil emanet bilinciyle değerlendirilir.
Sonuç olarak; küresel basın neyi konuşacağımızı dayatabilir ama neye iman edeceğimizi belirleyemez. Dünya kamuoyu alkışlayabilir ya da susturmaya çalışabilir, fakat hakikatin yönünü değiştiremez. Müslümanın yeri nettir: Güçlünün değil, haklının yanında; gündemin değil, vicdanın izinde.
Kaynakça
Kur’ân-ı Kerîm
Risale-i Nur Külliyatı
Edward Said, Medyada İslam
Noam Chomsky, Medya Denetimi
John Pilger, Hidden Agendas
Zygmunt Bauman, Akışkan Modernite
Marshall McLuhan, The Medium Is the Message
Müellif:Erkan Can Akan????️
Allah’ım, bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle.
Batılı batıl olarak göster ve ondan uzak durmayı lütfeyle.