“Baş olanlar öğünmesin, ne gelirse başa gelir. Diz toprağa dayanır da, baş düşerse taşa gelir…”
Anadolu’nun bin yıllık hafızasından süzülüp gelen bu söz, aslında bir ömrün, bir toplumun, bir medeniyetin tecrübelerinin tek cümlede billurlaşmış hâlidir. Gösterişe kapılanı, makamla sarhoş olanı, gücü kendinden zannedenleri uyaran bir yaşam düsturudur.
Bugünlerde belki de en çok ihtiyacımız olan da tam olarak budur:
İnsanın kendisini unutturacak kadar büyüyen egosuna, toprağın serinliğini hatırlatmak.
Güç, Emanettir…
Gün gelir makamlar değişir, sandalyeler devrilir, koltuklar boşalır. Dün etrafı kalabalık olanın bugün selam verecek insan bulamadığı çok görülmüştür. Çünkü güç, sandığımız gibi “bizim olan” bir şey değildir; sadece bir emanettir.
Emanete ihanet ederseniz elinizden alınır, kıymet bilirseniz sizi yüceltir.
Bugün “baş” olan, dün “diz”di. Yarın ne olacağını ise ancak Allah bilir. İşte bu yüzden atalarımız:
“Başın nerede durduğunu unutma, toprağına yabancılaşma” diye tembihlemiştir.
Toprak Dizleri Kabul Eder, Taş Başı Affetmez
Diz toprağa deyince kimse incinmez; toprak insana analık eder, yükünü çeker, düşeni kucaklar, tövbe edenin alnını soğutur.
Ama baş düşerse… işte o zaman taşın sertliğiyle karşılaşır insan. Çünkü kibirin, gururun, kendini dev aynasında görmenin sonu daima taşla yüzleşmektir.
Toprak tevazuyu, taş ise ukalalığı sembolize eder.
Toprak bağışlar, taş hesap görür.
Bugünün Başları, Yarının Sınavları
Şehirlerde, kurumlarda, siyasette, iş hayatında, hatta aile içinde bile küçük-büyük fark etmeksizin her makam, insanı sınayan bir kapıdır.
Makama ulaşmak bir marifet değildir; marifet, o makamdayken insan kalabilmektir.
Kiminle konuştuğu makamla değişenler…
Zayıfa sert, güçlüye yumuşak davrananlar…
Halkın derdi varken kendi menfaatinin peşinden koşanlar…
İşte sözün hedefi tam da bu kitleye dönüktür.
Çünkü başı yükseğe çıkanın gönlü de yüksekte olursa, düşeceği yer taş olur.
Tevazu, İnsan Olmanın Şerefidir
Tevazu, insanı küçültmez; bilakis değer kazandırır.
“Ben” diyen küçülür,
“Biz” diyen büyür.
Güçlü olmak ayrı, güç gösterisi yapmak ayrıdır.
Makam sahibi olmak başka, o makamın hakkını vermek bambaşkadır.
Nice büyük insanlar vardır ki, halkın arasına oturur, çay içer, hal hatır sorar; kimse onların koltuklarını hatırlamaz ama gönüllerdeki yerlerini asla unutmaz.
Çünkü başları toprağa yakındır; toprak onları her zaman korur.
Bu söz, sadece bir öğüt değil; insanın kendisiyle yüzleşmesidir:
“Unutma! Bugün başsan yarın diz olabilirsin.
Ama bugün dizi toprağa dayanmışsan, yarın başın taşla buluşmaz.”
İnsan, dik durmakla kibirli olmayı ayırt edebildiği sürece, hem kendi şerefini korur hem de toplumunun.
Ve bu söz, sesini tarih boyunca hep aynı yerden yükseltir:
Tevazudan kaybeden hiç kimse olmamıştır.
Kibirden kazanan ise tarih boyunca görülmemiştir.
Gölgesi Uzayanların Kibri
Bugün özellikle siyaset sahnesinde bazıları var ki, gölgelerinin boyunu kendilerinin sanıyor. Kameraların önünde parlayan ışığın, kendi ışıkları olduğunu zannediyorlar. Cebindeki parayı karakter zannetmiş, makamını kişilik yerine koymuş, güç sahibi olmayı insan olmakla karıştırmış tipler…
Herkes biliyor ki;
para, çapsızların elinde büyüteç gibidir, içlerindeki boşluğu daha görünür hâle getirir.
Hele bir de siyasetteyse…
Gündemde kalmak için çırpınan, reklam uğruna insanların acılarını bile kullanacak kadar gözü dönmüş olanlar…
Bir ihale, bir fotoğraf, bir protokol uğruna varlığını ispat etmeye çalışanlar…
Sanki memleket onların tapulu malıymış gibi davrananlar…
İşte bu söz en çok onların kapısına yazılmalı:
“Baş olanlar öğünmesin…”
Çünkü onların “baş” sandıkları şeyin, toplumun verdiği bir emanet olduğunu unuttukları her gün; aslında taşın biraz daha yakınına yürüdüklerinin farkında bile değiller.
Kimi siyasetçi var, adının başına unvan koymadan cümle kuramaz;
kimi var, cebindeki parayı göstermezse ciddiye alınmayacağını sanır.
Kimi var, makamı kaybettiği gün aynaya bile bakamayacak hâle gelir.
Oysa halkın kalbindeki makamı kaybeden, zaten her şeyini kaybetmiştir.
Bugün kendi parasını, kendi gücünü, kendi çevresini birer “üstünlük” zannedenler bilmez ki;
milletin terazisi, parayla tartmaz.
Halk, makamla ölçmez.
Göz gördüğünü değil, gönül hissettiğini yazar.
Bu yüzden siyaset sahnesinde kibirle gezenlere küçük ama sert bir hatırlatma yapmak gerekir:
Unutmayın, toprak herkes için aynı genişlikte bir yer ayırır.
Ve o yerin tabelasında ne makam yazar, ne servet.
Sadece bir isim…
Ve ardında bırakılan iz.