Suriye, Türkiye için “dış politika başlığı” değil, doğrudan milli güvenlik ve milli beka meselesidir. On yılı aşkın süredir devam eden Suriye krizi parçalanma senaryolarından evrilerek, toprak bütünlüğü korunmuş istikralı bir Suriye devleti kurma hedefine dönüşmüştür. Türkiye’nin Güney sınırlarında terör devleti kurulmasını engellemek ve iç istikrarını korumak için bu politika şarttır. Bugün Suriye’nin kuzeyinde YPG/SDG adı altında oluşan yapı, sadece bir terör örgütü değil; aynı zamanda Türkiye’yi güneyden kuşatmayı hedefleyen jeopolitik bir projedir. ABD’nin bu yapıya verdiği destek “DEAŞ’la mücadele” gerekçesiyle açıklansa da, esas amaç bölgeyi kontrol edilebilir bir vekil yapı üzerinden yönetmektir. Türkiye an itibariyle bu projeyi çöpe atmış, kendi projesini uygulamaya koymuştur.
Devlet aklı, bu tehdidin kalıcı hale gelmesine izin vermez. Türkiye’nin son yıllarda yaptığı en doğru hamlelerden biri, askeri caydırıcılığı sahada göstermesidir. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtları sadece askeri operasyon değil, aynı zamanda diplomatik mesajdır. “Gerekirse yaparım” iradesi, dış politikada masaya güçlü oturmanın ön şartıdır. Ancak bu caydırıcılık süreklilik ister. Operasyon tehdidini tamamen rafa kaldırmak, karşı tarafa cesaret verir. Suriye ordusuna dışarıdan verilen destek de operasyon yapmak demektir.
Türkiye’nin savunduğu ve yürüttüğü bu politika sayesinde Suriye’deki hâkimiyet Ahmet Şara’ya geçmiş, Ahmet Şara da uluslararası arenada Suriye adına söz söyleme hakkını elde etmiştir. Türkiye Ahmet Şara’ya gerek danışmanlık yaparak, gerekse ortak politika geliştirerek Osmanlı olarak çıktığımız yere Türkiye Cumhuriyeti olarak geri dönmeliyiz. Bu dönüş bölgeye zenginlik, güvenlik ve barış getirecektir.
Yıllardır ülkemizde misafir olan Suriyeli vatandaşlarımızı Suriye’de yalnız bırakmamalıyız. Milyonlarca Suriyeli ülkemizde barındı, çalıştı, eğitim gördü, iş kurdu. Evlilikler oldu, arkadaşlıklar edinildi. Kültürümüzü ve dilimizi tanıyıp öğrendiler. Kültürümüzle yaşayıp dilimizle konuştular. Yüz yedi yıl öncesinde olduğu gibi bizimle aynı bayrağa saygı duydular. Bütün bunlardan dolayı Suriye meselesine kayıtsız kalamazdık, kalmadık. Bundan sonra da işin içinde, tam merkezinde olmalıyız. Şimdiye kadar yürüttüğümüz politikanın bir üst aşamasına geçmeliyiz. Oranın inşasından tutunda güvenliğine, eğitiminden tutunda sağlığına kadar her alanında boşluklar doldurulmalı, sınırla kaldırılmalıdır.
Sonuç olarak Türkiye’nin Suriye’deki çıkarları ideolojik değil, jeopolitiktir. Suriye halkının çıkarları da aynı yolun sonunda saklıdır. Onun için Şara hükümetinin meşruiyeti ve başarısı bölgenin barış ve huzuru için şarttır. Türkiye olarak Suriye’nin her yerinde olmalıyız.