Akıl Yolculuğuna Birlikte Çıkalı mı?
Asım DEMİRKÖK
1. Bölüm
ULUSLARIN DÜŞÜŞÜ: ÜLKELER NEDEN ZENGİNLEŞİR, NEDEN YOKSULLAŞIR.
Bir ülke neden zenginleşirken başka bir ülke yoksulluk içinde kalıyor? Bir toplumun kaderini coğrafyası mı, kültürü mü, yöneticileri mi, yoksa kurumları mı belirliyor?
Değerli okurlarım, sevgili hemşerilerim… Bugün sizleri, bu soruların cevaplarını arayacağımız yeni bir ‘’Akıl Yolculuğu’na’’ davet ediyorum.
Türk-Amerikalı ekonomist Daron Acemoğlu ile İngiliz siyaset bilimci ve ekonomist James A. Robinson'un birlikte kaleme aldıkları ‘’Ulusların Düşüşü’’ adlı eser, ilk kez 2012 yılında yayımlandı. Bu kitap yalnızca ekonomi üzerine yazılmış bir eser değildir. Aynı zamanda iktidarın, adaletin, özgürlüğün ve toplumsal refahın nasıl oluştuğunu sorgulayan önemli bir düşünce kitabıdır.
Gelin, kitabı baştan sona okumamış olsak bile temel düşüncesini kavrayabileceğimiz bir yolculuğa birlikte çıkalım.
Ülkeler neden farklı refah düzeylerine sahiptir?
Yazarlar, dünyanın bazı ülkelerinde insanların çalışarak, üreterek ve yeni fikirler geliştirerek hayatlarını iyileştirebildiklerini; bazı ülkelerde ise insanlar çok çalıştıkları hâlde yoksulluktan kurtulamadıklarını anlatıyorlar.
Peki, bunun sebebi nedir?
Yazarların cevabı oldukça düşündürücü: Bir ülkenin zenginliği yalnızca verimli topraklarına, yer altı kaynaklarına, halkının kültürüne veya çalışkanlığına bağlı değildir. Ülkelerin geleceğini belirleyen önemli etkenlerden biri, o ülkede ‘’siyasi ve ekonomik kurumların nasıl işlediğidir.’’
Başka bir ifadeyle mesele, insanların hangi kurallar altında yaşadığı ve bu kuralları kimin, kimin yararına belirlediğidir.
Kapsayıcı kurumlar ve sömürücü kurumlar
Kitabın temel düşüncesini anlayabilmek için iki kavramı bilmemiz gerekiyor: ‘’Kapsayıcı kurumlar ve sömürücü kurumlar.’’
Kapsayıcı kurumlar, fırsatları toplumun geniş kesimlerine açan sistemlerdir. Hukukun herkese uygulanması, insanların eğitim alabilmesi, iş kurabilmesi, mülk edinebilmesi ve emeklerinin karşılığını alabileceklerine inanması bu sistemin önemli özellikleridir.
Böyle bir ortamda yeni fikirler geliştirmek, girişimlerde bulunmak ve üretmek teşvik edilir. İnsanlar geleceklerine güvenerek çalışabilir ve yatırım yapabilirler.
Sömürücü kurumlar, ise siyasi gücün ve ekonomik imkânların dar bir grubun elinde toplandığı sistemlerdir. Bu düzende kaynaklar ve fırsatlar toplumun geneline değil, çoğu zaman mevcut güç sahiplerinin çıkarlarına göre dağıtılır. Rekabet ve yeni girişimler engellenebilir; halkın emeğinden doğan kazanç toplumun geniş kesimlerine yeterince yansımayabilir.
Burada önemli bir ayrıntıyı belirtelim: Kapsayıcı kurumlar demek, herkesin aynı miktarda para kazanması demek değildir. Asıl mesele, ‘’insanların haklarının korunması ve fırsatlara ulaşabilmesidir.’’
Aynı coğrafyada yaşayan insanlar neden farklı koşullarda yaşar?
Yazarların dikkat çektiği örneklerden biri, ABD ile Meksika sınırındaki Nogales kentidir.
Aynı sınır bölgesinde, birbirine yakın coğrafi koşullarda yaşayan insanların ekonomik fırsatları, kamu hizmetlerine erişimleri ve yaşam koşulları arasında önemli farklılıklar görülebilir.
Yazarlar bu örnek üzerinden şu soruyu soruyorlar: Coğrafya ve iklim birbirine bu kadar yakınsa, ‘’refah farkını yalnızca doğa şartlarıyla açıklamak mümkün müdür?’’
Onlara göre önemli açıklamalardan biri, iki taraftaki siyasi ve ekonomik kurumların farklı işlemesidir. ‘’Hukukun uygulanması, mülkiyetin korunması, ekonomik fırsatlara erişim ve yönetimin hesap verebilirliği insanların hayatını doğrudan etkiler.’’
Bu örnek bize şunu düşündürüyor: Bir toplumun geleceğini ‘’yalnızca nerede yaşadığı değil, nasıl yönetildiği ve hangi kurallarla yaşadığı da belirler.’’
Bir ülkenin gerçek zenginliği nedir?
Bir ülkenin petrolü, madeni, verimli toprağı veya başka doğal kaynakları olabilir. Ancak bu zenginliklerin bulunması, o ülkede yaşayan herkesin refah içinde olacağını garanti etmez.
Önemli olan, bu kaynaklardan elde edilen gelirin nasıl kullanıldığıdır. ‘’Eğitim ve sağlık hizmetleri toplumun geneline ulaşıyor mu? İnsanlar kendi işlerini kurabiliyor mu? Kamu kaynakları denetlenebiliyor mu? Hukuk, güçlü ve güçsüz karşısında aynı şekilde işliyor mu?’’
İşte asıl mesele budur.
Değerli okurlarım, bu ilk bölümde kitabın temel düşüncesini anlamaya çalıştık. Bir ülkenin zenginleşmesi için yalnızca çalışkan insanlara ve doğal kaynaklara sahip olması yeterli değildir. ‘’İnsanların yeteneklerini geliştirebilecekleri, üretebilecekleri ve haklarının korunacağı bir düzene de ihtiyaç vardır.’’
Peki, toplumun ilerlemesini sağlayabilecek yeni buluşlar ve ekonomik girişimler neden bazen engellenir? Tarih, bu konuda bize hangi dersleri verir?
Bir sonraki yazımızda, ‘Ulusların Düşüşü’ kitabının bu sorulara verdiği cevapları; İngiltere'nin Sanayi Devrimi'ni ve Osmanlı örneğini de ele alarak incelemeye devam edeceğiz.
Düşünmek, sorgulamak ve birlikte öğrenmek dileğiyle…
Akıl yolculuğumuz devam ediyor…