Amatörün Sesi Susmasın: Malatya Futbolu Yeniden Kurulurken Kimi Unutuyoruz?
Cebrail Kandemir
Malatya’nın spor konuşmaya, spor yazmaya ve belki de en önemlisi sporun görünmeyen tarafını anlatmaya ihtiyacı var.
Bugün şehirde futbol denildiğinde akla hemen profesyonel ligler, transferler, puan cetveli ve stadyum geliyor.
Oysa futbolun asıl başlangıç noktası çoğu zaman tribünlerin uzağında.
Bir mahalle sahasında…
Bir okul bahçesinde…
Bir antrenmanın sonunda ter içinde kalan çocukta…
Formasını kendi imkânıyla alan gençte…
Deplasman parasını cebinden karşılayan kulüp yöneticisinde…
Ve yıllarca aynı çocukların başında duran, çoğu zaman emeğinin karşılığını bile tam alamayan antrenörde…
Amatör futbol tam olarak burada başlıyor.
Ve bugün Malatya’da amatör futbolun sesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.
Çünkü bu sezon amatör sporun önüne yalnızca saha içindeki rakipler çıkmayacak.
Ekonomik şartlar da en az rakipler kadar zorlayıcı olacak.
7 Ağustos’ta 2026-2027 sezonu için açıklanan lisans tarifesinde filiz ve vize işlemlerinin 500 TL olarak belirlenmesi, Malatya Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu’nun sert tepkisine neden oldu. Federasyon, 2025-2026 sezonunda 150 TL olan bedelin 500 TL’ye çıkarılmasını yüzde 234’lük artış olarak değerlendirdi ve mevcut şartların sürmesi halinde amatör liglerin başlamama riskine dikkat çekti.
Sonrasında TFF bu bedellerde güncellemeye gitti ve filiz lisans ile vize ücretlerini 250 TL’ye indirdi.
Bu geri adım önemli.
Ama sorunun tamamını çözmüyor.
Çünkü amatör kulübün hesabı sadece lisans ücretinden ibaret değil.
Forma var.
Top var.
Ulaşım var.
Deplasman var.
Salon ve saha giderleri var.
Hakem giderleri var.
Malzeme var.
Altyapı var.
Ve bütün bunların ortasında çocukların spor yapmasını sağlamaya çalışan kulüpler var.
Malatya ASKF’nin açıklamasında da 3-4 kategoride mücadele eden bir kulübün 100-150 civarında filiz ve vize işlemi yapabildiği, ilk açıklanan tarife üzerinden yalnızca lisans maliyetinin kulüp başına yaklaşık 75 bin TL’ye ulaşabileceği ifade edilmişti.
Şimdi rakam düşürüldü.
Peki yük tamamen ortadan kalktı mı?
Hayır.
Çünkü mesele yalnızca 500 TL’nin 250 TL’ye düşürülmesi değil.
Mesele, amatör kulübün zaten dar olan bütçesinin ne kadar daha zorlanabileceği.
Bir profesyonel kulüp için muhasebe kalemlerinden biri olan bir gider, amatör kulüp için bazen bir çocuğun forma giyip giyemeyeceği anlamına gelebiliyor.
İşte fark burada.
Ve bu farkı görmeden amatör futbolu yönetmeye çalışmak, sahadaki gerçekliği eksik okumaktır.
Malatya futbolunun bugün başka bir yarası daha var.
Hafıza yarası…
Bir zamanlar Süper Lig’de 11 sezon mücadele etmiş, Avrupa kupalarında Malatya’yı temsil etmiş Efsane Malatyaspor bugün amatör kümeye kadar gerilemiş durumda.
Bu yalnızca bir takımın küme düşmesi değildir.
Bir şehrin çocuklarına yıllarca anlattığı futbol hikâyesinin ağır bir yara almasıdır.
Bir zamanlar Malatyaspor forması giyen futbolcuların isimleriyle büyüyen kuşakların hafızasında bugün başka bir tablo var.
Öte tarafta Yeni Malatyaspor da profesyonel liglerde yaşadığı ağır süreçlerin ardından 2026-2027 sezonunda TFF 3. Lig’de mücadele edecek.
Yani Malatya futbolunun iki önemli markası da bugün geçmişteki yerlerinden çok uzakta.
Tam da böyle bir ortamda Malatya Yeşilyurtspor’un ortaya koyduğu performans ise ayrı bir hikâye.
Takım 3. Lig’de başarılı bir sezon geçirerek 2. Lig’in kapısına kadar geldi; play-off finalinde Çorluspor 1947’ye 1-0 kaybederek üst lige çıkma fırsatını kaçırdı. Ardından kulübün renklerinin sarı-kırmızı-beyaz olarak değiştirilmesi ve Malatyaspor ismine geçiş için süreç başlatıldı. Ancak isim değişikliği bu sezon için gerçekleşmedi ve Yeşilyurtspor yeni sezonda 3. Lig’de mevcut adıyla mücadele edecek.
Yani Malatya futbolunda bugün ilginç bir tablo var:
Bir tarafta geçmişin ağır yükünü taşıyan kulüpler, diğer tarafta yeni bir başlangıç arayan bir yapı…
Fakat burada da şu soruyu sormamız gerekiyor:
Profesyonel futbolu yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken, bu yapının temelini oluşturan amatörü ne kadar düşünüyoruz?
Çünkü yarının profesyonel futbolcusu bugün amatör sahada.
Yarının milli sporcusu bugün belki kimsenin tanımadığı bir salonda çalışıyor.
Yarının antrenörü bugün bir çocuğa ilk pasını öğretiyor.
Yarının hakemi bugün boş tribünlerin önünde düdük çalıyor.
Ve belki de yarının yıldızı, bugün hiçbir haber sitesinin manşetine girmiyor.
Bir spor sitesinin gerçek başarısı kaç tane maç sonucu verdiğiyle ölçülmemeli.
Kaç tane transfer haberi yaptığıyla da…
Asıl başarı, kimsenin görmediğini görebilmekle ölçülmeli.
Bir kulüp neden lige katılamıyor?
Bir altyapı takımı neden kapanıyor?
Bir antrenör neden kendi cebinden malzeme alıyor?
Bir sporcu neden başka şehre gitmek zorunda kalıyor?
Bir kadın futbol takımı hangi sorunlarla mücadele ediyor?
Bir genç neden sporu bırakıyor?
Bir kulüp yöneticisi kaç yıldır karşılıksız emek veriyor?
Bir tesis gerçekten sporcuya hizmet ediyor mu, yoksa sadece açılış günü mü hatırlanıyor?
Bunlar spor haberciliğinin soruları olmalı.
Çünkü gazetecilik yalnızca kazananı alkışlamak değildir.
Bazen kaybedenin neden kaybettiğini sormaktır.
Bazen bir madalyanın arkasındaki beş yıllık emeği anlatmaktır.
Bazen de bir kulübün sessizce kapanmasının nedenlerini araştırmaktır.
Malatya’nın spor hafızasını sadece profesyonel futbol üzerinden değil, bütün branşlarıyla kayıt altına almak…
Futbolcuyu da yazmak.
Hakemi de…
Antrenörü de…
Güreşçiyi de…
Atleti de…
Voleybolcuyu da…
Basketbolcuyu da…
Tekvandocuyu da…
Yüzücüyü de…
Ve henüz adını kimsenin bilmediği o çocuğu da…
Çünkü bir şehrin spor tarihi yalnızca kupalardan oluşmaz.
O kupalara ulaşana kadar verilen emeklerden oluşur.
Bugün Malatya’da amatör spor açısından umut veren gelişmeler de var.
Amatör Spor Evi gibi yatırımlar, kulüplerin kurumsal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik önemli adımlar.
Şehirde spor altyapısına yönelik yeni projeler de gündemde.
Bunları görmezden gelmek doğru olmaz.
Ama yapılan yatırımı alkışlamak kadar, o yatırımın nasıl kullanıldığını takip etmek de gazeteciliğin görevidir.
Bir tesis yapıldıysa soracağız:
Kim kullanıyor?
Kaç sporcu yararlanıyor?
Hangi branşlara hizmet ediyor?
Çocuklar bu tesise ulaşabiliyor mu?
Kulüpler buradan gerçekten faydalanabiliyor mu?
Tesisin bir yıl sonraki hali ne?
İşte spor gazeteciliği burada başlıyor.
Çünkü kurdele kesildiği gün biten haber, gazetecilik değildir.
Asıl haber, kurdele kesildikten sonra başlar.
Malatya depremden sonra yeniden kuruluyor.
Binalar yükseliyor.
Yeni mahalleler oluşuyor.
Yeni yerleşim alanları ortaya çıkıyor.
Şehrin sosyal hayatı da bu yeni haritaya göre şekilleniyor.
O halde spor da aynı şekilde düşünülmek zorunda.
Çocukların yaşayacağı mahalleleri planlarken onların nerede spor yapacağını da planlamak zorundayız.
Bir gencin basketbol oynayabilmesi için şehrin öbür ucuna gitmek zorunda kalmadığı…
Bir çocuğun voleybol oynayacak salon bulabildiği…
Bir atletin düzgün bir pistte koşabildiği…
Bir güreşçinin minder aramadığı…
Bir futbol takımının antrenman yapabilmek için saha sırası beklemediği…
Bir kulübün “Bu sezon çocukları lige nasıl sokacağız?” diye kara kara düşünmediği bir Malatya oluşturmak zorundayız.
Çünkü spor bir lüks değildir.
Spor, şehir planlamasının bir parçasıdır.
Bu şehirde amatörün sesi kim olacak?
Kulüplerin basın bültenlerini yayımlayan bir mecra mı?
Sadece maç skorlarını veren bir platform mu?
Yoksa gerektiğinde yöneticilere, federasyonlara, kulüplere ve kurumlara soru sorabilen gerçek bir spor gazeteciliği mi?
Ben üçüncüsünü görmek isterim.
Çünkü Malatya’nın buna ihtiyacı var.
Amatör sporun sesi çıkarken yalnızca iyi haberlerde değil, sorunlarda da duyulmalı.
Bir kulüp başarılı olduğunda da yazılmalı.
Sıkıntı yaşadığında da…
Bir sporcu madalya kazandığında da…
Desteksiz kaldığında da…
Bir tesis açıldığında da…
İhtiyaca cevap vermediğinde de…
Taraf olmak başka şeydir, tarafını sporcudan yana koymak başka…
Benim gazetecilik anlayışımda taraf, çocuğun spor yapabilmesinden yanadır.
Kulübün ayakta kalmasından yanadır.
Antrenörün emeğinin karşılık bulmasından yanadır.
Sporcunun önünün açılmasından yanadır.
Ve kamu kaynaklarının doğru kullanılmasından yanadır.
Bunun dışında kimsenin tarafı olmaya gerek yok.
Malatya futbolu bugün yeniden bir hikâye yazmaya çalışıyor.
Belki eski günlerine dönecek.
Belki yeni bir başarı hikâyesi başlayacak.
Belki yıllardır özlenen Malatyaspor yeniden güçlü günlerine kavuşacak.
Ama şunu unutmamak gerekiyor:
Profesyonel futbolun geleceği, amatörün bugünkü halinden bağımsız değildir.
Bugün çocuklara forma vermezsek yarın profesyonel takımın altyapısını nereden kuracağız?
Bugün kulüpleri yaşatmazsak yarın futbolcu nereden çıkacak?
Bugün antrenörü desteklemezsek yarın gençleri kim yetiştirecek?
Bugün sahayı, salonu, minderi ve pisti çoğaltmazsak yarın “Neden milli sporcu yetişmiyor?” diye kimi suçlayacağız?
İşte mesele tam olarak budur.
Bu şehirde sporun daha fazla konuşulması için yeni bir kapının açılmasıdır.
Ama o kapının ardında sadece skorlar olmamalı.
İnsanlar olmalı.
Hayaller olmalı.
Mücadele olmalı.
Başarı kadar başarısızlık da olmalı.
Soru olmalı.
Eleştiri olmalı.
Ve en önemlisi umut olmalı.
Çünkü Malatya’nın spor geleceği hâlâ sahalarda.
Belki bugün bir toprak sahanın kenarında bekleyen o çocuğun elinde.
Belki küçük bir spor salonunda tek başına çalışan genç kızın yüreğinde.
Belki antrenörünün “Bir daha dene” dediği o anda.
Belki de henüz kimsenin tanımadığı bir sporcunun ayakkabısında…
O yüzden bir dileğim var:
Amatörün peşinden gidin.
Sadece kazandığında değil, kaybettiğinde de…
Sadece konuştuğunda değil, sustuğunda da…
Sadece sahada olduğunda değil, sahaya ulaşamadığında da…
Çünkü bazen bir şehrin en büyük spor haberi, finalde atılan gol değildir.
O finale ulaşabilmek için yıllarca mücadele eden çocuğun hikâyesidir.
Ve o hikâye anlatılmazsa, skor tabelası ne kadar parlak olursa olsun eksik kalır.
Malatya’nın amatör sporuna kulak verelim.
Çünkü amatör susarsa…
Bir gün profesyonelin de söyleyecek sözü kalmaz.