Cebrail Kandemir

GÜVENLİK KAPIDA MI BAŞLAR, VİCDANDA MI?

Cebrail Kandemir

Bir Toplumsal Yüzleşme

Sabahın erken saatleri...

Çocuklar okula gidiyor. Kimi arkadaşına yetişmeye çalışıyor, kimi telefonuna bakıyor, kimi de birkaç saat sonra hangi derse gireceğini düşünüyor.

Ve bir anda silah sesi duyuluyor.

Manisa'nın Turgutlu ilçesinde 15 yaşındaki bir öğrencinin av tüfeğiyle çevredeki çocuklara ateş açması ve 11 çocuğun yaralanması, hepimizin zihninde aynı soruyu bırakıyor:

Çocuklarımızı gerçekten nerede korumaya başlıyoruz?

Okul kapısında mı?

Yoksa daha kapıya gelmeden önce mi?

Çünkü bu olayın en çarpıcı ayrıntılarından biri, saldırının okul binasının içinde değil, öğrencilerin okula yürüdüğü sokakta gerçekleşmiş olması.

Bu ayrıntı, meseleyi yalnızca okul güvenliği tartışmasının içine hapsetmememiz gerektiğini gösteriyor.

Çünkü kapıda güvenlik olabilir.

Kamera olabilir.

Turnike olabilir.

Polis olabilir.

Ama tehlike okul kapısına gelmeden önce başlıyorsa, yalnızca kapıyı güçlendirerek sorunu çözemeyiz.

Güvenlik kapıda başlamıyor

Olayların ardından ilk refleksimiz anlaşılır.

Okulların çevresinde polis görünürlüğünü artırmak, şüpheli durumlara daha hızlı müdahale etmek, kamera sistemlerini güçlendirmek...

Bunların tamamı gerekli.

Nitekim 2026 yılında yayımlanan okul güvenliği genelgesinde de güvenliğin yalnızca fiziki önlemlerden ibaret olmadığı; öğrenci ve personel faktörü, dijital ortam, erken uyarı mekanizmaları, sosyal uyum problemleri, şiddet eğilimi ve akran zorbalığının birlikte ele alınması gerektiği vurgulandı.

Fakat burada daha zor bir soruyla yüzleşmek zorundayız:

Bir çocuk bir av tüfeğine nasıl ulaşıyor?

Silah evdeyse, o silah nasıl saklanıyor?

Çocuk o silaha erişebiliyorsa, aile bunun farkında mı?

Ve daha önemlisi; biz neden her defasında olay gerçekleştikten sonra tedbir düşünmeye başlıyoruz?

Güvenlik, yalnızca kapıda nöbet tutmak değildir.

Güvenlik bazen bir silahın kilitli tutulmasıdır.

Bazen çocuğun davranışındaki değişikliği fark etmektir.

Bazen öğretmenin “Bu çocukta bir şeyler değişti” diyebilmesidir.

Bazen de komşunun, arkadaşın, akrabanın gördüğü bir sorunu “Bana ne?” demeden ilgili kişiye aktarmasıdır.

Silahın olduğu yerde sorumluluk da vardır

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Bir çocuğun şiddet eylemini hiçbir gerekçe meşru hale getirmez.

Ancak bir çocuğun eline silah geçmesini önlemek, yalnızca çocuğun değil, yetişkinlerin de sorumluluğudur.

Turgutlu'daki olayla ilgili soruşturmanın silahın nasıl muhafaza edildiğini de araştırması bu nedenle önemli.

Çünkü evde bulunan bir silah, özellikle çocukların erişebileceği şekilde tutuluyorsa, artık yalnızca kişisel bir eşya olmaktan çıkar; toplumsal güvenlik meselesine dönüşür.

Burada tartışılması gereken konu sadece “silah ruhsatlı mıydı?” değildir.

Silah güvenli biçimde muhafaza ediliyor muydu?

Asıl soru budur.

Silah bulundurmanın beraberinde sorumluluk getirmesi gerektiğini kabul etmek zorundayız.

Bir çocuğun sessizliği bazen alarmdır

Meselenin bir başka boyutu ise akran zorbalığı.

Turgutlu'daki olayla ilgili akran zorbalığı iddiasının da araştırıldığı bildiriliyor. Ancak soruşturma tamamlanmadan bu iddiayı olayın kesin nedeni gibi sunmak doğru olmaz.

Fakat bu iddianın gündeme gelmesi bile başlı başına düşünmemiz gereken bir alanı işaret ediyor.

Çünkü çocukların yaşadığı bazı sorunlar yetişkinlerin dünyasında çok geç fark ediliyor.

Çocuk içine kapanıyor.

Arkadaşlarından uzaklaşıyor.

Öfkesi artıyor.

Ders başarısı düşüyor.

Evde daha fazla zaman geçiriyor.

Telefonuna kapanıyor.

Biz ise bazen bütün bunları “ergenlik” diyerek geçiştiriyoruz.

Oysa erken fark etmek, erken müdahalenin ilk adımıdır.

TBMM bünyesinde hazırlanan akran zorbalığına ilişkin taslak raporda da rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, velilerin sürece daha fazla dahil edilmesi ve eğitim kurumlarının sorumluluklarının netleştirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Demek ki mesele yalnızca disiplin cezası vermek değil.

Öncesini görmek.

Çocuğu dinlemek.

Aileyi sürece dahil etmek.

Öğretmenin elini güçlendirmek.

Ve gerektiğinde profesyonel desteği zamanında devreye sokmak.

Malatya'nın kaybetmemesi gereken şey

Burada kendi şehrimize de bakmak zorundayız.

Malatya'da yetişen birçok insan için mahalle sadece evlerin yan yana bulunduğu bir yer değildi.

Mahalle, aynı zamanda bir denetim mekanizmasıydı.

Bakkal çocuğu tanırdı.

Komşu çocuğu bilirdi.

Akraba birbirinden haberdardı.

Bir çocuk yanlış bir şey yaptığında, haber bazen eve biz söylemeden ulaşırdı.

Bugün o düzenin tamamını geri getiremeyiz.

Zaten getirmek de zorunda değiliz.

Ama o kültürün özünü kaybetmemeliyiz.

Başkasının çocuğunu da kendi çocuğumuz kadar önemsemek.

Bir çocuğun yanlış yola gittiğini gördüğümüzde susmamak.

“Beni ilgilendirmez” dememek.

Çünkü çocukların güvenliği yalnızca ailelerin değil, toplumun ortak meselesidir.

Ekrandaki şiddet, sokaktaki gerçeklik

Bugün çocuklarımızın dünyası bizim çocukluğumuzdan çok farklı.

Şiddet içerikleri bir telefon ekranı kadar yakın.

Öfke çok hızlı yayılıyor.

Hakaret sıradanlaşabiliyor.

Sosyal medya, çocukların birbirleriyle kurduğu ilişkileri okul bahçesinin çok ötesine taşıyor.

Bu nedenle okul güvenliği artık yalnızca okul binasının güvenliği değildir.

Çocuğun dijital dünyası da bu güvenlik zincirinin bir parçasıdır.

Fakat burada da kolaycı bir sonuca kaçmamak gerekir.

Her şiddet içerikli görüntü izleyen çocuk şiddete yönelmez.

Her zorbalık mağduru çocuk saldırgan olmaz.

Her içine kapanan çocuk tehlike oluşturmaz.

Mesele tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşıktır.

Tam da bu nedenle çözüm de tek bir tedbir olamaz.

İki barikat

Birinci barikat okulun kapısında kurulacak.

Polis olacak.

Kamera olacak.

Risk analizi yapılacak.

Gerekirse fiziki güvenlik güçlendirilecek.

Ama ikinci barikat daha önemli.

O evin içinde kurulacak.

Silah kilitlenecek.

Çocuk dinlenecek.

Öğretmen gözlemleyecek.

Rehberlik servisi müdahale edecek.

Aile sorumluluk alacak.

Komşu gerektiğinde ses çıkaracak.

Toplum şiddeti sıradanlaştırmayacak.

İşte gerçek güvenlik zinciri budur.

Çünkü bir çocuğun elindeki silahı okul kapısında fark etmek, son aşamadır.

Asıl başarı, o silahın çocuğun eline hiç geçmemesidir.

Asıl başarı, çocuğun öfkesinin silaha dönüşmeden fark edilmesidir.

Asıl başarı, yardım isteyen bir çocuğun “abartıyor” denilerek susturulmamasıdır.

Ve asıl başarı, bir mahallede herkesin birbirinin çocuğuna karşı sorumluluk hissetmesidir.

Son olarak ;

Turgutlu'da yaşananları yalnızca bir okul güvenliği meselesi olarak okursak, belki birkaç kamera daha takarız.

Birkaç polis daha görevlendiririz.

Birkaç turnike daha kurarız.

Ama sorunun tamamını çözmüş olmayız.

Çünkü güvenlik kapıda başlamıyor.

Güvenlik evde başlıyor. Ailede başlıyor. Okulda başlıyor. Mahallede başlıyor. Vicdanda başlıyor.

Kapıdaki barikat elbette gerekli.

Ama tek başına yeterli değil.

Çünkü çocuklarımızı yalnızca yüksek duvarların arkasına koyarak koruyamayız.

Onları koruyacak asıl duvar; sorumluluk, dayanışma, eğitim, adalet ve vicdanla örülür.

Belki bugün kendimize sormamız gereken soru tam da budur:

Çocuklarımızı okul kapısında korumaya çalışırken, onları o kapıya gelene kadar kim koruyor?

Bu soruya dürüst bir cevap veremediğimiz sürece, yalnızca kapıları değil, kendi vicdanımızı da sorgulamaya devam etmeliyiz.

Yazarın Diğer Yazıları