Said Yalçın

Söz Verdiniz, Peki Ya Vefanız Nerede?

Said Yalçın

Dostluk, söylenen sözlerle değil, zor zamanda gösterilen duruşla ölçülür

Bazı insanlar vardır; size dostum, kardeşim, abim derken kelimeleri cömertçe kullanır, fakat sıra o sözlerin gereğini yerine getirmeye geldiğinde ortadan kaybolur. Bazıları telefonlarına yanındaki insanlara baktırır, “Burada değil, hemen aratıyorum” der; günler geçer, haftalar geçer, aylar geçer ama o beklenen telefon bir türlü gelmez. İşte insanı asıl düşündüren, verilen sözün unutulması değil, o sözü veren kişinin karşısındakini ne kadar kolay gözden çıkarabildiğidir.

İnsan ilişkilerinde herkesin işi olabilir, herkesin yoğunluğu, sorumluluğu ve kendine göre bir hayat mücadelesi vardır. Kimsenin kimseden her an ulaşılabilir olmasını beklemek doğru değildir. Ancak mesele yoğunluk değil, samimiyettir. Bir insan bir işi yapamayabilir, bir görüşmeye katılamayabilir, verdiği sözü yerine getiremeyebilir. Bunların hepsi insani durumlardır. Fakat dürüstçe açıklama yapmak yerine sürekli oyalamak, karşısındakini bekletmek ve hiçbir şey olmamış gibi davranmak, artık yoğunlukla değil, karakterle açıklanması gereken bir mesele hâline gelir.

Çünkü söz vermek kolaydır. Asıl mesele, o sözün arkasında durabilmektir.

Dostum Diyen Herkes Dost Değildir

Bugün bazı insanların dilinde dostluk, kardeşlik ve vefa kelimeleri fazlasıyla ucuzlamış durumda. Daha dün size sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyleyen, sizi abisi ya da kardeşi olarak gördüğünü ifade eden kişiler, bazen en küçük bir menfaat değişikliğinde bambaşka bir tavır sergileyebiliyor.

İnsan ister istemez düşünüyor: Madem dosttuk, madem kardeştik, madem birbirimize bu kadar yakındık; peki ne değişti?

Belki de değişen hiçbir şey yoktu. Belki de biz, karşımızdaki insanı olduğundan farklı gördük. Onun sözlerine anlam yükledik, samimiyetine inandık ve kurduğumuz ilişkinin karşılıklı bir güvene dayandığını düşündük. Oysa bazı ilişkilerde bir taraf dostluk kurduğunu zannederken diğer taraf yalnızca şartların elverdiği ölçüde yakınlık gösteriyor olabilir.

Gerçek dostluk, yalnızca aynı masada oturmak, aynı fotoğraf karesinde yer almak ya da birbirine güzel sözler söylemek değildir. Dostluk, insanın olmadığı yerde de arkasında durabilmektir. Dostluk, bir çıkar hesabı yapmadan güven verebilmektir. En önemlisi de insanın yüzüne söylediğiyle arkasından yaptığı arasında uçurum bulunmamasıdır.

Aynı Gün Konuşulan İnsanla Ertesi Gün Kurulan Yakınlık

İnsan ilişkilerinde asıl kırgınlık bazen tutulmayan bir sözden değil, sergilenen tutarsızlıktan doğar.

Daha aynı gün bir kişi hakkında konuşmuş, onunla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş, düşüncelerimizi paylaşmışız. Aradan çok geçmeden aynı kişinin ofisinde, yanında ya da yakınında görünmek ne anlama gelir? Elbette herkes istediği kişiyle görüşebilir; kimsenin sosyal ilişkilerine müdahale etmek gibi bir hakkımız yoktur. Ancak burada mesele kimin kiminle görüştüğü değil, kurulan ilişkinin samimiyeti ve insanın kendi sözleriyle ne kadar tutarlı olduğudur.

Bir gün başka türlü konuşup ertesi gün hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmak, insanın zihninde soru işaretleri oluşturur. Burada asıl sorgulanması gereken, insanların farklı çevrelerle ilişki kurması değil, bu ilişkiler içerisinde dürüstlüğü ve güveni ne kadar koruyabildiğidir.

Çünkü insanın duruşu, yalnızca kimin yanında bulunduğuyla değil, hangi değerlerin arkasında durduğuyla anlaşılır.

Dün söylenen sözün bugün bir karşılığı yoksa, dün kurulan yakınlığın bugün hiçbir anlamı kalmamışsa, orada en azından sorgulanması gereken bir tutarlılık meselesi vardır.

Dostluk Bir Menfaat Sözleşmesi Değildir

Dostluk kavramını anlamak için büyük sözlere, uzun tanımlara ya da felsefi açıklamalara her zaman ihtiyaç yoktur. Bazen bir telefon, bazen verilen bir sözün tutulması, bazen de zor bir günde gösterilen küçücük bir hassasiyet, insanın karşısındakini tanımasına yeter.

Aristoteles'in dostluk anlayışında çıkar, haz ve erdeme dayalı ilişkiler arasında önemli bir ayrım bulunur. Çıkar dostluğu, tarafların birbirinden elde ettiği fayda sürdüğü müddetçe devam edebilir. Haz dostluğu, ortak keyifler ve paylaşımlar üzerinden gelişebilir. Erdeme dayalı dostluk ise insanların birbirlerinin iyiliğini gözettiği, güvenin ve karşılıklı saygının esas olduğu daha derin bir bağdır.

Bugün yaşadığımız birçok hayal kırıklığının temelinde de bu ayrımı gözden kaçırmak yatıyor olabilir. Bazen aynı ortamı paylaşmayı, aynı düşünceleri savunmayı ya da belli dönemlerde birbirimize destek olmayı gerçek dostluk zannediyoruz. Oysa şartlar değiştiğinde ilişkinin nasıl devam ettiği, o bağın ne kadar sağlam olduğunu ortaya koyuyor.

Menfaat ortadan kalktığında iletişim de bitiyorsa, verilen sözler unutuluyorsa, insan yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanıyorsa burada dostluğun niteliğini yeniden düşünmek gerekir.

Gerçek dostluk, karşılıklı çıkarların kesiştiği noktada değil, çıkarların olmadığı yerde de devam edebilen ilişkidir.

Vefa, İnsanlığın En Sessiz Sınavıdır

Vefa, insanın geçmişte kurduğu bağlara, verdiği sözlere ve paylaştığı değerlere sahip çıkmasıdır. Herkesin her zaman aynı fikirde olması beklenemez. İnsanlar zamanla değişebilir, yollar ayrılabilir, düşünceler farklılaşabilir. Bunların hiçbiri tek başına vefasızlık değildir.

Asıl mesele, yollar ayrılırken nasıl davranıldığıdır.

Bir insan artık görüşmek istemiyorsa bunu açıkça söyleyebilir. Bir konuda yardımcı olamayacaksa dürüstçe ifade edebilir. Bir zamanlar kurduğu yakınlığın devam etmesini istemiyorsa bunu da medeni bir şekilde dile getirebilir. Fakat insanları belirsizlik içinde bırakmak, söz verip ortadan kaybolmak ve samimiyet görüntüsü altında ilgisizliği sürdürmek, güven duygusunu zedeler.

Vefa, her koşulda aynı yerde durmak zorunda olmak değildir. Vefa, durduğunuz yer değişse bile insani sorumluluğunuzu unutmamaktır.

Bazen bir insanın sizi aramaması, görüşmeye gelmemesi ya da yardım edememesi değil; bütün bunları açıklama gereği bile duymaması kırar insanı. Çünkü mesele yapılan işin kendisi olmaktan çıkar, verilen değerin sorgulanmasına dönüşür.

İnsanları Sözleriyle Değil, Davranışlarıyla Tanıyın

Hayat, insana zaman içerisinde önemli bir şey öğretir: Her samimi görünen yakınlık gerçek değildir ve her güzel sözün arkasında sağlam bir irade bulunmaz.

Bu nedenle insanları yalnızca size söyledikleri üzerinden değerlendirmemek gerekir. Davranışlarına, tutarlılıklarına, zor zamanlarda aldıkları tavra ve verdikleri sözleri ne ölçüde yerine getirdiklerine bakmak gerekir.

Bir insanın size sürekli dostum demesi, dostluğun kanıtı değildir. Sizi kardeşi olarak gördüğünü söylemesi de tek başına bir anlam taşımaz. Bu kelimeler, ancak davranışlarla desteklendiğinde gerçek değerine kavuşur.

Elbette hiç kimse kusursuz değildir. İnsanlar hata yapabilir, unutabilir, yanılabilir. Ancak hatasını kabul etmekle hatasını alışkanlık hâline getirmek arasında ciddi bir fark vardır. Özür dilemekle aynı davranışı tekrar tekrar sergilemek de aynı şey değildir.

Bir defalık ihmal anlaşılabilir. Sürekli tekrarlanan ihmal ise üzerinde düşünülmesi gereken bir tutumdur.

İnsan, kendisine gösterilen değeri görmek için sonsuza kadar beklemek zorunda değildir. Bazen geri çekilmek, beklentileri yeniden belirlemek ve herkesi hayatındaki gerçek yerine koymak gerekir.

Kimseye Düşman Değilim, Ama Herkesi Dost da Bilmem

İnsan hayatında bazı kırgınlıklar vardır ki yüksek sesle anlatılmasına gerek kalmaz. Yaşananlar, söylenenler ve yerine getirilmeyen sözler zaten yeterince şey anlatır.

Bu yazılanlar kimseye düşmanlık beslemek, kimseyi hedef göstermek ya da kişisel hesaplaşmayı büyütmek için değildir. Aksine, insan ilişkilerinde samimiyetin, dürüstlüğün ve karşılıklı saygının ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak içindir.

Benim için mesele kimin hangi ofise gittiği, kimin kiminle görüştüğü ya da kimin hangi çevrede bulunduğu değil. Mesele, insanın söylediği sözün arkasında durması ve kurduğu ilişkinin sorumluluğunu taşımasıdır.

Bir insana dostum diyorsanız, o kelimenin bir ağırlığı olmalı. Birine kardeşim diyorsanız, bu söz yalnızca o anın sıcaklığından ibaret kalmamalı. Bir işi yapacağınızı söylüyorsanız yapmalı; yapamayacaksanız da bunu açıkça ifade etmelisiniz.

Kimse kimseye mecbur değildir. Kimse herkesle dost olmak zorunda da değildir. Ancak herkes, kendi sözünün ve davranışının sorumluluğunu taşımak zorundadır.

Benim için dostluk, menfaat bittiğinde sona eren bir ilişki değil; şartlar değişse bile saygısını, dürüstlüğünü ve samimiyetini koruyan bir bağdır.

Artık şunu çok daha iyi biliyorum: İnsanların hayatımızdaki yerini, bize söyledikleri büyük sözler değil, küçük ama tutarlı davranışları belirler.

Bazı sözler tutulmadığında yalnızca bir beklenti boşa çıkmaz; güven de eksilir. Bazı davranışlar ise insanın karşısındakine duyduğu saygıyı yeniden gözden geçirmesine neden olur.

Bu yüzden kimseye kırgınlığımı bir ömür taşımak gibi bir niyetim yok. Ancak yaşananları da yok sayacak değilim. Herkesin yeri, gösterdiği samimiyet ve ortaya koyduğu duruş kadardır.

Unutulmasın ki dostluk, dilde söylenen bir kelime değil, hayatta taşınan bir sorumluluktur. Söz vermek bir başlangıçtır; o sözü yerine getirmek ise karakter meselesidir.

Ve bazen insana en çok şey öğretenler, dostum diyenler değil; dostluğun ne olmadığını davranışlarıyla gösterenlerdir.

Yazarın Diğer Yazıları