Said Yalçın

Sanayici Kimsenin Emir Eri Değildir

Said Yalçın

Malatya’da Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri yaklaşırken ortaya çıkan tartışmaları yalnızca bir oda seçimi üzerinden okumak, meselenin asıl boyutunu gözden kaçırmak olur.

Çünkü burada konuşulan yalnızca bir başkanlık yarışı değil; siyasetin, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının birbirleriyle kurduğu ilişkinin sınırlarıdır.

Son günlerde Mahmut Poyraz’ın bir televizyon programında yaptığı açıklamalar dikkat çekici.

Poyraz, bir oda başkanının görev yaptığı dönemde belediye başkanıyla, valisiyle veya şehrin diğer yöneticileriyle kötü ilişkiler içerisinde olmaması gerektiği yönünde değerlendirmelerde bulunuyor.

İlk bakışta kulağa son derece makul gelen bu yaklaşımın elbette altına imza atılabilir.

Fakat mesele şu:

Geçmişte yaşananlar da aynı hassasiyetle hatırlanacak mı?

Çünkü Poyraz’ın, Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun yönetiminde görev yaptığı dönem de kamuoyunun hafızasında.

Daha sonra siyasi görevler üstlenildiğinde yaşanan gelişmeler de ortada.

Dolayısıyla bugün “oda başkanı siyasetle kavga etmemeli, belediye başkanıyla ve valisiyle iyi geçinmeli” denildiğinde, kamuoyunun doğal olarak geçmişteki siyasi pozisyonları da sorgulaması kaçınılmazdır.

Burada kimse siyaseti tamamen dışarıda bırakalım demiyor.

Ancak bir STK seçimine siyaset ne kadar fazla dahil olursa, oda üyeleri arasındaki ayrışma da o kadar derinleşir.

Nitekim bugün yaşanan tartışmaların önemli bir bölümü tam da buradan kaynaklanıyor.

6 Şubat sonrası değişen algı

Malatya'nın 6 Şubat depremlerinin ardından geçirdiği zor günleri hepimiz yaşadık.

O günlerde şehirde herkesin yapması gereken belliydi:

Esnafın yanında olmak, sanayicinin üretimde kalmasını sağlamak, ticaretin devam etmesine katkı sunmak ve Malatya'nın ekonomik olarak ayakta kalmasına destek olmak.

Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun başkanlığındaki Malatya Ticaret ve Sanayi Odası'nın bu süreçteki faaliyetlerine bakıldığında, ortaya çıkan tablo da budur.

Sadıkoğlu'nun temel gündemlerinden biri, deprem sonrasında iş dünyasının sorunlarını Ankara'ya taşımak, esnaf ve sanayicinin taleplerini gündemde tutmak ve ekonomik hayatın yeniden ayağa kaldırılması için mücadele etmek oldu.

Elbette bir oda başkanının yaptığı her çalışma eleştirilebilir.

Eleştirilmelidir de.

Fakat eleştiri ile linç kültürü arasındaki farkı da bilmek gerekir.

6 Şubat sonrasında sanki Oğuzhan Ata Sadıkoğlu şehrin bütün sorunlarının sorumlusuymuş gibi bir algı oluşturulmasını anlamak mümkün değildir.

Bir oda başkanı ne milletvekilidir, ne belediye başkanıdır ne de şehrin bütün idari kararlarını veren kişidir.

Oda başkanının görevi; temsil ettiği iş dünyasının sesini duyurmaktır.

Sadıkoğlu'nun yaptığı da büyük ölçüde budur.

Sanayi büyümek istiyor, siyaset kavga etmek değil

Bir başka tartışma da Malatya sanayisi üzerinden yürütülüyor.

Burada çok basit bir gerçek var:

Sanayi siyasetin kavga alanı değil, şehrin ortak geleceğidir.

Modern sanayi dünyasında büyüme artık yalnızca fabrika sayısını artırmakla ölçülmüyor.

Sanayide büyüme ve ilerleme; dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik, akıllı otomasyon, verimlilik, teknoloji yatırımları ve küresel tedarik zincirlerine entegrasyon ile mümkün.

Malatya'nın da bu dönüşümün gerisinde kalmaması gerekiyor.

Organize sanayi bölgeleri, yeni yatırımlar, üretim kapasitesi, istihdam ve ihracat konusunda şehirde ortak bir akıl oluşturulması şart.

Bu noktada siyaset kurumunun görevi sanayicinin önünü açmaktır.

Köstek olmak değil.

Sanayicinin karşısına siyasi hesaplarla engeller çıkarmak, yalnızca bir kişiye veya bir oda başkanına zarar vermez.

Malatya'nın üretimine zarar verir.

Malatya'nın istihdamına zarar verir.

Malatya'nın ihracatına zarar verir.

Dolayısıyla mesele Oğuzhan Ata Sadıkoğlu meselesi olmaktan çıkar, Malatya meselesine dönüşür.

“Sanayici kimsenin emir eri değildir”

Bence tartışmanın en önemli cümlesi budur:

Sanayici kimsenin emir eri değildir.

Sanayici yatırım yapar.

İstihdam sağlar.

Vergi verir.

Üretir.

İhracat yapar.

Şehrin ekonomisini ayakta tutar.

Dolayısıyla hiçbir siyasi makamın, hiçbir belediyenin veya hiçbir kamu görevlisinin sanayiciyi kendi siyasi hesaplarının parçası haline getirmeye hakkı yoktur.

STK'lar da siyasetin arka bahçesi olmamalıdır.

Bir oda başkanıyla aynı düşünmeyebilirsiniz.

Yönetimini eleştirebilirsiniz.

Hatta daha iyi bir yönetim iddiasıyla seçime girebilirsiniz.

Bunda hiçbir sorun yok.

Tam tersine, demokratik rekabet açısından bu gereklidir.

Ancak seçim kazanmak başka, bir kişiyi siyasi hesaplaşmanın merkezine oturtmak başkadır.

 

Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun farkı ne?

Bugün Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nu eleştirenlerin de, destekleyenlerin de cevaplaması gereken temel soru şudur:

Malatya iş dünyası son yıllarda kendisini Ankara'da, Bakanlıklarda, kamu kurumlarında ve yerel yönetimlerde ne kadar güçlü temsil edilmiş hissediyor?

Çünkü oda başkanlığının asli ölçüsü budur.

Bir oda başkanı herkesle aynı fikirde olmak zorunda değildir.

Valiyle her konuda aynı düşünmek zorunda değildir.

Belediye başkanıyla her konuda aynı düşünmek zorunda değildir.

Milletvekiliyle aynı siyasi çizgide olmak hiç zorunda değildir.

Ama gerektiğinde şehrin menfaati için masaya oturabilmeli, gerektiğinde de temsil ettiği kesimin hakkını savunabilmelidir.

Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun en önemli özelliği de burada ortaya çıkıyor.

İş dünyasının sorunlarını siyasi makamların önüne taşımaktan çekinmeyen, eleştirilecek noktada eleştiren, talep edilmesi gereken yerde talep eden bir oda başkanlığı anlayışı ortaya koydu.

Bu yaklaşımı herkes beğenmek zorunda değil.

Ama sırf siyasi dengelere göre pozisyon almaması, bir oda başkanının bağımsızlığı açısından kıymetlidir.

Peki şimdi tarafsızlık mümkün mü?

İşte asıl soru burada.

Malatya TSO seçimleri siyasetle bu kadar iç içe tartışılır hale geldikten sonra, siyasetin farklı aktörlerinin tarafsız kalıp kalamayacağı da kamuoyunun takdirindedir.

Bugün Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'na yönelik eleştirilerin bir bölümünün neden bu kadar sert olduğu sorusu soruluyorsa, bunun cevabı yalnızca oda yönetiminde aranmamalıdır.

Çünkü mesele artık yalnızca “kim daha iyi oda başkanı olur?” sorusu değildir.

Mesele, Malatya iş dünyasının kendi iradesiyle mi, yoksa siyasi etkilerle mi şekilleneceği sorusudur.

Burada karar verecek olan ne bir milletvekili, ne bir belediye başkanı, ne bir siyasi parti yöneticisi ne de başka bir makamdır.

Kararı verecek olan Malatya Ticaret ve Sanayi Odası'nın üyeleridir.

Onlar da kimin kendileriyle birlikte sahada olduğunu, kimin deprem sonrası süreçte esnafın kapısını çaldığını, kimin sanayicinin sorununu Ankara'ya taşıdığını ve kimin hangi dönemde nerede durduğunu elbette biliyor.

Malatya'nın ihtiyacı kavga değil, ortak akıl

Bugün Malatya'nın kaybedecek bir dakikası bile yok.

Depremin yaralarını sarmaya çalışan, sanayisini büyütmek, ihracatını artırmak, gençlerine istihdam yaratmak isteyen bir şehirden söz ediyoruz.

Böyle bir şehirde siyasetçiler, belediye başkanları, kamu yöneticileri ve STK'lar birbirleriyle mücadele etmek yerine aynı masada Malatya'nın geleceğini konuşabilmeli.

Eleştiri olacak.

Rekabet olacak.

Seçim olacak.

Ama bütün bunların sonunda ortak bir gerçek değişmeyecek:

Malatya hepimizin.

O nedenle başka illerle kıyas yaparken önce kendi ayağımıza taş bağlamaktan vazgeçmeliyiz.

Birbirimizi aşağı çekerek şehir büyümez.

Sanayiciyi siyasetin aparatı haline getirerek sanayi büyümez.

STK'ları siyasi hesaplaşmanın alanına dönüştürerek şehir güçlenmez.

Malatya'nın ihtiyacı; bağımsız, güçlü, hesap verebilir ve iş dünyasının gerçek sorunlarını savunan bir oda anlayışıdır.

Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun başkanlığındaki döneme yönelik eleştiriler elbette yapılabilir.

Ancak hakkaniyetli bir değerlendirme yapılacaksa, yalnızca seçim dönemindeki söylemlere değil, deprem öncesine, deprem sonrasına, esnafın ve sanayicinin yanında geçirilen zamana ve Malatya'nın ekonomik meselelerinin hangi platformlarda savunulduğuna da bakmak gerekir.

Çünkü nihayetinde mesele bir koltuk meselesi değildir.

Mesele, Malatya'nın üretim gücünün, sanayicisinin ve esnafının geleceğidir.

Ve o geleceği şekillendirecek olan siyasi hesaplar değil, Malatya iş dünyasının özgür iradesi olmalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları