Bazı insanlar vardır; hayatınıza yalnızca bir çalışma arkadaşı olarak girer, zamanla dostunuz, yol arkadaşınız, hatta meslek hayatınızın en özel tanıklarından biri olur. Filiz Yavuzkurt benim için tam da böyle bir isim.
Bugün kalemimi, tam 15 yıldır Anadolu Basın Yayın Birliği Malatya Şube Başkanlığı görevini yürüten, mesleğinde kimseye taviz vermeyen, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, iyiyi iyi, kötüyü kötü diye yazan, dik duruşlu bir hanımefendi için elime aldım.
Adı Filiz Yavuzkurt…
Ama benim Filiz Başkan'la hikâyem 15 yıl öncesine değil, 1991 yılına kadar uzanıyor.
Takvimler 1987'yi gösterdiğinde, Babıali Caddesi'nde, Türk basınının kalbinin attığı o büyük dünyanın içerisinde mesleki eğitimimi, tabiri caizse doktoramı tamamlayarak Malatya'ya dönmüştüm. İstanbul'un basın atmosferinden sonra memlekete dönüşün nasıl bir hikâye olduğunu anlatmaya kalksam sayfalar yetmez. O nedenle geçmişin o uzun ve biraz da sancılı yolculuğunu bir kenara bırakalım.
Gelelim asıl hikâyemize…
1991 yılında Malatya Işıkhan'da, yerel bir gazetenin yazı işleri ve genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyordum. Yeni kurulmuş bir gazetenin en önemli meselesi, hiç şüphesiz ekibidir. Çünkü gazete yalnızca kâğıt, mürekkep ve manşetten ibaret değildir. Gazeteyi gazete yapan, arkasındaki insanların emeği, kalemi, karakteri ve birbirine duyduğu güvendir.
O dönemlerde birçok yerel gazetede çalışmış, mesleğin farklı mutfaklarında bulunmuştum. Yeni bir gazete için aldığım teklif de gönlümü hayli hoş tutmuştu. Karar verdim, Hamle derken kendimi yeni yayın hayatına başlayan Tahlil Gazetesi'nin başında buldum.
Ancak ekip kurmak kolay değildi.
Neyse ki Mehmet Zafer gibi dostlarımız vardı. Bir telefon açtım, çağırdım. Maddi hesabı bir kenara bırakarak, hiç tereddüt etmeden yanıma geldi. İşte gerçek dostluk biraz da böyle zamanlarda belli olur. Herkes işler yolundayken yanınızda olabilir ama asıl mesele, henüz yolun başındayken omuz verebilmektir.
Gazetenin kadrosunu oluştururken edebiyat konusunda ciddi bir eksikliğimiz olduğunu fark ettim. Yazı dili güçlü, insanın duygusuna dokunabilen, kelimelerle arası iyi bir isim arıyorduk.
Üstelik o yıllar bugünkü gibi değildi. İnternet hayatımızın merkezinde değildi. Yazılar mektupla gelir, telefonla haberleşilir, iletişim için Türk Telekom'un telefonları kullanılırdı. Bir yazının ulaşması, okunması, değerlendirilmesi bugünkü kadar kolay değildi.
İşte tam da o günlerde kapımız çaldı.
Karşımızda Filiz Yavuzkurt vardı.
Işıkhan'daki ofisimize gelmiş, iş başvurusunda bulunmuştu. Oturduk, konuştuk, istişare ettik. Bir süre kendisini dinledim. İçimden geçen cümle çok netti:
"Bu hanımefendide ışık var!"
Ve Filiz Yavuzkurt'u ekibimize kattık.
Sonrası mı?
Harıl harıl bir çalışma, büyük bir heyecan ve unutulmaz bir meslek serüveni…
Filiz Başkan'ın gazeteye gelmesiyle birlikte özellikle edebiyat sayfalarımızda farklı bir hava oluştu. O yıllarda Filiz Hanım'a gelen mektupların haddi hesabı yoktu. Aşk şiirleri, sevda mektupları, gönül meseleleri, ailevi sıkıntılar, hayatın içinden dertler…
İnsanlar yalnızca yazı göndermiyor, adeta yüreklerini gönderiyorlardı.
Filiz Başkan da gelen mektuplara, yazılara yetişmekte zorlanıyordu. Her mektupta ayrı bir hayat, her satırda başka bir hikâye vardı. Bugün geriye dönüp baktığımda, o günlerin yalnızca bir gazete çalışması olmadığını çok daha iyi anlıyorum. Biz aynı zamanda insanların duygularına, sevinçlerine, hüzünlerine dokunuyorduk.
Ekip giderek büyüdü.
Mehmet Zafer, Mustafa Gökçek, Filiz Yavuzkurt ve diğer arkadaşlarımızla birlikte gerçekten güzel bir kadro oluşturmuştuk. Mustafa Gökçek reklam işlerimize bakıyor, herkes kendi alanında elinden gelenin fazlasını yapıyordu.
Tahlil Gazetesi kısa zamanda Malatya'da ses getirmeye başladı. Büyük düşünüyorduk, büyük hedeflerimiz vardı. Ancak hayatın ve ekonomik şartların da kendine göre gerçekleri bulunuyordu. O günün imkânlarıyla kurduğumuz bu güzel yapıyı aynı şekilde sürdürmek maddi açıdan kolay olmadı.
Zaman geçti, şartlar değişti, yollar farklı yönlere uzandı.
Ben kamu görevine geçtim. Filiz Yavuzkurt basın sektöründeki yolculuğunu sürdürdü ve Anadolu Basın Yayın Birliği Malatya Şube Başkanı oldu. Mehmet Zafer, o yılların en renkli iletişim mecralarından biri olan Radyo Zafer'in yönetiminde yer aldı.
Filiz Başkan'ın meslek hayatında ayrı bir hikâye daha vardı. Ehliyet sektöründeki görevini geride bırakarak basına yönelmişti. Bir başka deyişle, kendisine yeni bir mesleki alan açmış, kalemini ve birikimini basın dünyasına taşımıştı.
Dostluğumuz ise hiçbir zaman sona ermedi.
Hatta bir dönem Radyo Zafer'de Filiz Başkan'la birlikte siyaset programı yaptık. Malatya'da o dönem için oldukça farklı ve öncü bir yayın anlayışıydı. Siyasetin konuşulduğu, fikirlerin tartışıldığı, gündemin değerlendirildiği programlarımız ciddi ilgi görüyordu.
Mikrofonun başında bazen aynı fikirde olur, bazen farklı düşünürdük. Ama şunu hiç unutmadık: Farklı düşünmek, dostluğa engel değildir. Aksine, birbirini dinleyebilen insanlar için farklılıklar bir zenginliktir.
Ve bugün…
Aradan yıllar geçti. 1991'de başlayan tanışıklığımız, mesleki yol arkadaşlığımız ve dostluğumuz hâlâ devam ediyor. Filiz Yavuzkurt tam 15 yıldır Anadolu Basın Yayın Birliği Malatya Şube Başkanlığı görevini yürütüyor.
Kolay mı?
Elbette değil.
Basın dünyası dışarıdan bakıldığında yalnızca yazmaktan, haber yapmaktan, açıklama yayımlamaktan ibaret gibi görünebilir. Oysa bu mesleğin arkasında büyük bir mücadele, sorumluluk, fedakârlık ve çoğu zaman görünmeyen emek vardır.
Filiz Başkan da bu zorlu süreçlerden geçerek bugünlere geldi.
Onun en belirgin özelliği, kalemini eğip bükmemesidir. İyiyi iyi, kötüyü kötü olarak görür. Kimsenin hatırı için yanlışın üzerini örtmeye çalışmaz. Doğru bildiğini söylemekten çekinmez. Bazen bu dik duruşu nedeniyle eleştirilir, bazen de takdir edilir. Ama herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek var: Filiz Yavuzkurt, kendine ait bir meslek karakteri oluşturmuş bir isimdir.
Benim açımdan ise bu hikâyenin en güzel tarafı, yıllara meydan okuyan dostluğumuzdur.
Hani bir söz vardır:
"Çırak ustayı geçmezse sanat ölür."
Bu söz yalnızca bir mesleğin öğrenilmesini anlatmaz. Ustanın biriktirdiği tecrübenin, çırağın gayretiyle daha ileriye taşınmasını anlatır. Bir meslek, kendisinden sonra gelenler daha iyisini yapabiliyorsa yaşar. Basın da böyledir. Kalemden kaleme, fikirden fikre, tecrübeden tecrübeye aktarılır.
Filiz Başkan'ın yıllar içerisinde edindiği tecrübe, mesleki birikim ve kararlılık da bu anlayışın bir parçasıdır. Benim için bir insanın mesleğinde ustalaşması kadar, karakterinden ödün vermeden yoluna devam edebilmesi de önemlidir.
Şimdi gelelim işin biraz da gülümseten tarafına…
Malatya'da bizi tanıyanlar bilir. Filiz Yavuzkurt ile benim karakterlerimiz birbirinden oldukça farklıdır. Hatta Malatya ağzıyla söylemek gerekirse, Filiz Başkan bizim deyimimizle biraz "gomonost", ben ise biraz "faşist"!
Şimdi dışarıdan bakanlar haklı olarak sorabilir:
"Yahu bu iki farklı karakter, bunca yıldır nasıl aynı dostluğu, aynı mesleki birlikteliği sürdürüyor?"
Cevabı çok basit:
ANLAYIŞ, ANLAYIŞ VE YİNE ANLAYIŞ!
Birbirimizi değiştirmeye çalışmadık. Her konuda aynı düşünmek zorunda olmadığımızı bildik. Bazen tartıştık, bazen fikir ayrılığına düştük, bazen birbirimize takıldık. Ama hiçbir zaman farklı düşüncelerimizi dostluğumuzun önüne koymadık.
Çünkü dostluk, karşındaki insanın senin gibi düşünmesi değildir. Dostluk, senin gibi düşünmediğinde de ona saygı duyabilmektir.
Bugün basın camiasında "iki kişilik dev kadro" diye espri yapanların sayısı giderek artıyorsa, bunun altında biraz da bu anlayış yatıyor olsa gerek.
Elbette her şey güllük gülistanlık olmadı. Zor günler yaşadık, farklı dönemlerden geçtik, mesleğin yükünü omuzladık. Ancak yılların bize öğrettiği bir şey varsa o da insanların birbirine tahammül etmesinin değil, birbirini anlamaya çalışmasının çok daha kıymetli olduğudur.
Filiz Başkan'a baktığımda 1991 yılında Işıkhan'daki ofisimize iş başvurusu için gelen o hanımefendiyi görüyorum. Bugün ise aradan geçen onca yılın ardından mesleğinde olgunlaşmış, basın camiasında kendine yer edinmiş, 15 yıldır bir meslek kuruluşunun şube başkanlığını yürüten güçlü bir kadın görüyorum.
İnsanın hayatında bazı karşılaşmalar tesadüf gibi görünür ama yıllar sonra dönüp baktığınızda bir ömre yayılan hikâyenin başlangıcı olduğunu anlarsınız.
Bizim hikâyemiz de böyle başladı.
Bir gazetenin küçük bir ofisinde, bir iş başvurusuyla…
Ardından mektuplar, şiirler, haberler, manşetler, radyo programları, tartışmalar, kahkahalar ve yıllara yayılan bir dostluk…
Bugün bu satırları yazarken ne bir makamı övme ne de bir görevi kutsama derdindeyim. Ben yalnızca yıllardır tanıdığım, birlikte çalıştığım, mesleki mücadelesine şahit olduğum bir dostumun hakkını teslim etmek istiyorum.
Çünkü bazı insanların emeği, birkaç güzel cümleden çok daha fazlasını hak eder.
Filiz Yavuzkurt Başkanım; 1991'de başlayan bu yolculukta nice kalemler değişti, nice gazeteler kapandı, nice insanlar gelip geçti. Ama dostluğumuz kaldı.
İyi ki o gün Işıkhan'daki kapımızı çalmışsın. İyi ki yollarımız kesişmiş. İyi ki aynı mesleğin farklı kulvarlarında, bazen aynı fikirde bazen ayrı düşüncelerde ama hep birbirimize saygı duyarak yürümüşüz.
15 yıllık başkanlık görevinin de nice güzel yıllara ulaşmasını diliyorum.
Ve son sözüm şu:
Bir insanın gerçek ustalığı yalnızca ne kadar iyi yazdığıyla değil, yıllar geçmesine rağmen arkasında kaç güzel insan, kaç sağlam dostluk ve kaç unutulmaz hatıra bırakabildiğiyle ölçülür.
Bizim hikâyemiz hâlâ devam ediyor.
Kalemimiz de dostluğumuz da daim olsun Filiz Başkan…
