Erkan Akan

BİR GÜL KOKUSU KADAR YAKIN, BİR ASIR KADAR UZAK

Erkan Akan

“Seni görmeden sevdik ya Resûlallah…”

Bazı özlemler vardır; anlatılmaz, yaşanır.
Bazı sevgiler vardır; insanın kalbine sığmaz, gözlerinden taşar.
Ve bazı isimler vardır ki insan onları andığında gönlünde başka hiçbir kelimeye yer kalmaz.

Muhammed Mustafa ﷺ…

O'nun adını duyduğumuzda içimiz neden titrer?

Çünkü O, yalnızca tarihte yaşamış bir peygamber değildir. O, gönüllerimize imanı öğreten, merhameti gösteren, yetimin başını okşayan, mazlumun yanında duran, ümmetini kendi nefsinden önce düşünen Allah Resûlü'dür.

Biz O'nu görmedik.

Sesini duymadık.

Medine sokaklarında yürüyüşüne şahit olmadık.

Mescid-i Nebevî'de arkasında saf tutamadık.

Bir gün olsun huzuruna çıkıp “Ya Resûlallah, seni çok seviyorum.” diyemedik.

Ama ne gariptir ki O'nu görmeden sevdik.

Aradan asırlar geçti. Mekke'nin taş sokakları değişti, Medine büyüdü, insanlar çoğaldı, şehirler değişti. Fakat O'nun getirdiği rahmetin izi hâlâ gönüllerimizde.

Kur'an-ı Kerim, Resûlullah'ın ﷺ müminlere karşı şefkat ve merhametini anlatırken şöyle buyurur:

«“Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir; size çok düşkündür; müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.”
(Tevbe, 9/128)»

İşte insanın yüreğini asıl titreten budur.

Biz O'nu düşünürken, O da ümmetini düşünmüştür.

Biz O'na olan özlemimizi anlatmaya çalışırken, O'nun ümmetine olan sevgisini kelimeler anlatmaya yetmez.

---

Bazen insan Medine'yi özler.

Ama aslında Medine'nin taşını toprağını değil, orada yürüyen Sevgili'yi ﷺ özler.

Bazen Ravza'nın kapısında durmayı hayal eder.

Bazen gözlerini kapatıp Mescid-i Nebevî'nin yeşil kubbesini düşünür.

Ve insanın içinden sadece bir cümle geçer:

“Keşke seni görebilseydim ya Resûlallah…”

Keşke bir sabah mescidine girseydik.

Keşke mübarek yüzünü bir an olsun görebilseydik.

Keşke huzurunda oturup seni dinleyebilseydik.

Keşke Uhud'da yanında olsaydık.

Keşke hicret yolculuğunda sana eşlik edebilseydik.

Keşke Veda Hutbesi'ni kendi kulaklarımızla dinleyebilseydik.

Fakat biz başka bir çağda doğduk.

Senin ashabın olamadık.

Ama ümmetin olabildik.

Belki de bizim en büyük tesellimiz budur.

---

Resûlullah ﷺ bir hadisinde kendisini görmeden iman eden ve seven kimselere işaret ederek, onları görmeyi arzu ettiğini ifade etmiştir. Sahih hadis kaynaklarında geçen bu rivayet, asırlar sonrasında yaşayan ümmet fertleri için tarifsiz bir teselli taşır.

Demek ki bu sevgi tek taraflı değildir.

Biz O'nu özlüyoruz.

Ve O'nun da kendisinden sonra gelecek, O'nu görmeden iman edecek kardeşlerini görmek istediğini öğreniyoruz.

İşte insanın kalbine dokunan yer tam da burasıdır.

Biz O'nu görmedik ama O'nun sevgisi bize ulaştı.

---

Bugün dünyada kalpler çok yoruldu.

İnsanlar birbirine karşı merhametini kaybediyor.

Aileler parçalanıyor.

Çocuklar sevgisiz büyüyor.

İnsanlar birbirini dinlemeden hüküm veriyor.

Kardeşlik, menfaatin gölgesinde kalıyor.

Oysa Resûlullah ﷺ bize başka bir hayat öğretti:

Merhameti…

Affetmeyi…

Komşuluğu…

Emaneti…

Anne-babaya iyiliği…

Yetimin başını okşamayı…

Mazlumun yanında durmayı…

Eşine güzel davranmayı…

Çocuğa sevgi göstermeyi…

İnsanlara güzel söz söylemeyi…

Veda Hutbesi'nde insan onurunu, can ve mal güvenliğini, kardeşliği ve emanet bilincini vurgulayan bir peygamberin ümmetiyiz.

Öyleyse Resûlullah'ı ﷺ sevmenin yolu yalnızca dilimizle salavat getirmek değildir.

O'nun ahlakını hayatımıza taşımaktır.

Bir yetimin gözyaşını silmek…

Bir kırgın gönlü kazanmak…

Eşimize merhametle bakmak…

Çocuğumuzu sevgiyle kucaklamak…

Komşumuzun hakkını gözetmek…

Bize kötülük edene bile adaletle yaklaşmak…

İşte belki de Efendimiz'e ﷺ duyduğumuz özlemin en güzel karşılığı budur.

---

Ey Allah'ın Habibi ﷺ…

Seni görmeden sevdik.

Sesini duymadan özledik.

Ayak bastığın topraklara basınca kalbimiz titredi.

Medine'nin adını duyunca gözlerimiz doldu.

Adın anılınca dilimiz salavata koştu.

Belki seni göremedik…

Ama seni sevenlerin anlattığı o güzel ahlakı sevdik.

Seni gören gözlere imrendik.

Seninle aynı havayı soluyan sahabeleri düşündük.

Ve içimizden hep aynı dua geçti:

“Allah'ım, bizi Resûlullah'ın ﷺ şefaatine, sevgisine ve sünnetine layık ümmet eyle.”

Çünkü biliyoruz ki asıl mesele O'nu yalnızca özlemek değil;

O'na layık bir ümmet olabilmektir.

Bir gün…

Bu dünya yolculuğu bitecek.

Dünya telaşı susacak.

İnsanların alkışı, makamı, serveti ve şöhreti geride kalacak.

Geriye imanımız, amellerimiz ve Allah'ın rahmeti kalacak.

O gün Rabbimizden dileğimiz şudur:

“Ya Rabbi, bizi Sevgili Habibin Muhammed Mustafa ﷺ ile aynı rahmette buluştur.”

Ve eğer o gün, Resûlullah'ın ﷺ sancağı altında bulunmak nasip olursa…

İşte o zaman bugün içimizde taşıdığımız bütün bu özlemin anlamını anlayacağız.

Selâm sana ey Allah'ın Resûlü…

Selâm sana ey yetimlerin hamisi…

Selâm sana ey mazlumların sığınağı…

Selâm sana ey ümmetini kendi nefsinden önce düşünen Nebî…

Selâm sana ey gönüllerimizin en güzel sevgilisi…

Seni görmeden sevdik.
Seni görmeden özledik.
Ve seni görmeden, sana kavuşacağımız günü bekliyoruz.

Allah'ım…

Kalplerimizi Resûlullah'ın ﷺ sevgisiyle dirilt.

Bizi onun sünnetinden ayırma.

Salavatımızı, muhabbetimizi ve gözyaşlarımızı kabul eyle.

Ve bizleri ahirette Resûlullah ﷺ ile komşu eyle.

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.

Kaynakça

- Kur'ân-ı Kerîm, Tevbe Sûresi, 9/128.
- Buhârî, el-Câmiʿu’s-Sahîh, çeşitli bölümler. Hz. Peygamber'in ﷺ ümmetiyle ilgili hadisleri.
- Müslim, el-Câmiʿu’s-Sahîh, Îmân ve Fedâil bölümleri.
- İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye.
- Prof. Dr. Mustafa Fayda, “Muhammed”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30.
- Tevhit Ayengin, “İnsan Hakları Bağlamında Nebevî Emanet: Veda Hutbesi”, Diyanet İlmi Dergi.

Erkan Can Akan
Aile Danışmanı – Yazar

Yazarın Diğer Yazıları