Erkan Akan

ÖZBEKİSTAN: İSLAM MEDENİYETİNİN HAFIZASI

Erkan Akan

Bazı şehirler vardır; yalnızca taşları ve kubbeleriyle değil, yetiştirdiği âlimlerle konuşur. Bazı topraklar vardır; üzerinden yüzyıllar geçse de ilmin, irfanın ve medeniyetin izlerini taşımaya devam eder.

İşte Özbekistan böyle bir coğrafyadır.

Bugün Orta Asya'nın kalbinde yer alan Özbekistan, tarih boyunca Mâverâünnehir, Hârizm ve Fergana gibi İslam ilim ve kültür tarihinin en önemli bölgelerini bünyesinde barındırmıştır. Buhara, Semerkant, Tirmiz, Taşkent ve Hîve gibi şehirler, yalnızca ticaret yollarının değil; fikirlerin, kitapların, âlimlerin ve medeniyetlerin de buluşma noktaları olmuştur.

Özbekistan'ın İslam dünyasındaki yerini anlamak için bugünün siyasi sınırlarından ziyade, bu toprakların insanlığa kazandırdığı ilim ve irfan mirasına bakmak gerekir.

BUHARA: HADİSİN ŞEHRİ

Özbekistan denildiğinde Müslümanların zihninde ilk beliren şehirlerden biri Buhara'dır.

Buhara, asırlar boyunca İslam dünyasının en önemli ilim merkezlerinden biri olmuştur. Özellikle hadis, fıkıh ve tasavvuf alanlarında yetişen âlimler, bu şehri İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden biri hâline getirmiştir.

Buhara'nın adını İslam dünyasında ölümsüzleştiren isimlerin başında ise hiç şüphesiz İmam Muhammed b. İsmail el-Buhârî gelir.

İmam Buhârî'nin el-Câmiu's-Sahîh adlı eseri, hadis literatürünün en önemli kaynaklarından biri kabul edilmektedir. Onun hadisleri toplama ve değerlendirmede gösterdiği titizlik, yalnızca hadis ilmi açısından değil, ilmî güvenilirlik bakımından da dikkat çekicidir.

Buhara bize aslında çok önemli bir hakikati hatırlatır:

İlim, yalnızca bilgi biriktirmek değildir. İlim; doğruyu yanlıştan ayırmak, emaneti korumak ve hakikati gelecek nesillere ulaştırmaktır.

TİRMİZ: PEYGAMBER SEVGİSİNİN ŞEHRİ

Özbekistan'ın İslam dünyasına kazandırdığı büyük isimlerden biri de İmam Ebû Îsâ et-Tirmizî'dir.

Hadis ilmindeki otoritesiyle tanınan Tirmizî, aynı zamanda Peygamber Efendimiz'in ﷺ ahlâkını, yaşayışını ve şemâilini anlatan eş-Şemâilü'n-Nebeviyye adlı eseriyle Müslümanların gönlünde ayrı bir yere sahiptir.

Onun mirası bize şunu öğretir:

Peygamber'i tanımak, yalnızca onun sözlerini bilmek değil; onun ahlâkını hayatımıza taşımaktır.

Bugün Tirmiz'in adı, yüzyıllar önce burada yetişen büyük bir hadis âliminin mirasıyla hâlâ İslam dünyasında yaşamaktadır.

SEMERKANT: İLİM VE MEDENİYETİN KAVŞAĞI

Semerkant...

Tek başına bu isim bile İslam medeniyetinin ihtişamını hatırlatmaya yeter.

Fakat Semerkant'ı yalnızca muhteşem mimarisiyle hatırlamak eksik olur. Çünkü bu şehir, İslam dünyasında ilim, sanat, astronomi ve düşüncenin geliştiği önemli merkezlerden biridir.

Özellikle Timurîler döneminde Semerkant büyük bir ilmî ve kültürel merkez hâline gelmiştir.

Bu mirasın en dikkat çekici isimlerinden biri Uluğ Bey'dir.

Uluğ Bey'in astronomi alanındaki çalışmaları ve kurduğu rasathane, Orta Çağ İslam dünyasında bilimsel araştırmaların ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Gökyüzüne bakan Müslüman âlim, yalnızca yıldızların hareketini hesaplamıyordu.

O gökyüzünde, yaratılışın ihtişamını da okuyordu.

Kur'ân-ı Kerîm'in insanı sürekli olarak düşünmeye, araştırmaya ve tefekkür etmeye çağırması, İslam medeniyetinde ilim faaliyetlerinin gelişmesinde önemli bir motivasyon oluşturmuştur.

MÂTÜRÎDÎ: AKIL VE VAHYİN BULUŞTUĞU NOKTA

Özbekistan coğrafyasının İslam düşüncesine yaptığı en büyük katkılardan biri de İmam Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'dir.

Semerkant çevresinde yetişen Mâtürîdî, Sünnî kelâm geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri kabul edilir.

Onun düşüncesinde akıl ve vahiy birbirinin düşmanı değildir.

Aksine insanın hakikati anlamasında aklın önemli bir yeri vardır. Ancak akıl, vahyin rehberliğinden koparılmadan kullanılmalıdır.

Bugün başta Hanefî-Mâtürîdî geleneğin güçlü olduğu Anadolu ve Orta Asya olmak üzere İslam dünyasının geniş bir bölümünde Mâtürîdî'nin düşüncesinin izlerini görmek mümkündür.

Bu yönüyle Mâtürîdî'nin mirası bize önemli bir mesaj verir:

Hakikati savunmak, aklı terk etmek değil; aklı hakikatin hizmetinde kullanmaktır.

NAKŞİBEND VE GÖNÜL MEDENİYETİ

Özbekistan'ın İslam dünyasındaki yeri yalnızca hadis ve kelâm ilimleriyle sınırlı değildir.

Bu topraklar aynı zamanda tasavvuf tarihinin en önemli merkezlerinden biridir.

Bahâeddin Nakşibend, Abdülhâlik-ı Gucdüvânî ve Hâce Ubeydullah Ahrâr gibi büyük sûfîlerin izleri bu coğrafyada derin biçimde hissedilmektedir.

Nakşibendîlik, insanın toplumdan tamamen uzaklaşmadan Allah'a yönelmesini; kalbin Allah ile beraber olmasını, insanın ise hayatın içinde sorumluluk sahibi olmasını önemseyen bir tasavvuf geleneği oluşturmuştur.

Belki de bu yüzden Buhara'nın sokaklarında yalnızca tarih değil, sessiz bir irfan da hissedilir.

Çünkü medeniyet yalnızca büyük binalarla kurulmaz.

Medeniyet, büyük gönüller yetiştirerek kurulur.

HÂRİZM'DEN DÜNYAYA YAYILAN BİLİM

Özbekistan coğrafyasının mirasını sadece dinî ilimlerle sınırlamak da doğru değildir.

Bu topraklar matematik, astronomi, tıp ve coğrafya gibi alanlarda insanlık tarihine yön veren büyük âlimler yetiştirmiştir.

Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî, matematik tarihinde son derece önemli bir yere sahiptir.

İbn Sînâ, tıp ve felsefe alanındaki eserleriyle yüzyıllar boyunca Doğu ve Batı dünyasında etkisini sürdürmüştür.

Bîrûnî, bilimsel araştırmadaki gözlemci ve sorgulayıcı yaklaşımıyla dikkat çekmiştir.

Fergânî ise astronomi alanındaki çalışmalarıyla İslam bilim tarihinin önemli isimlerinden biri olmuştur.

Bütün bunlar bize İslam medeniyetinin yalnızca camiler ve medreseler inşa eden bir medeniyet olmadığını gösterir.

İslam medeniyeti aynı zamanda kitap yazan, yıldızları inceleyen, hastalıkları araştıran, matematik geliştiren ve insanlığın ortak bilgi birikimine katkıda bulunan bir medeniyettir.

BUGÜN ÖZBEKİSTAN: GEÇMİŞTEN GELECEĞE

Bugün Özbekistan, sahip olduğu bu büyük mirası yeniden gündeme taşımaya çalışmaktadır.

Taşkent'teki İslam Medeniyeti Merkezi gibi projeler, İslam dünyasının ilmî ve kültürel mirasının gelecek nesillere aktarılması açısından dikkat çekmektedir.

İmam Buhârî, İmam Tirmizî ve İmam Mâtürîdî gibi büyük isimlerin mirasının yeniden araştırılması, yazma eserlerin korunması ve İslam medeniyetinin farklı yönlerinin dünyaya tanıtılması, bu tarihî hafızanın yeniden canlandırılması bakımından önemlidir.

Fakat burada kendimize de bir soru sormamız gerekiyor:

Biz geçmişimizle sadece övünecek miyiz, yoksa o mirası yeniden üretecek miyiz?

Çünkü Buhârî'nin büyüklüğünü anlatmak kolaydır.

Asıl mesele, onun ilme gösterdiği hassasiyeti hayatımıza taşıyabilmektir.

Mâtürîdî'yi tanımak kolaydır.

Asıl mesele, aklımızı doğru kullanabilmektir.

Nakşibend'in adını bilmek kolaydır.

Asıl mesele, kalbimizi temizleyebilmektir.

ÖZBEKİSTAN BİZE NE SÖYLÜYOR?

Özbekistan'ın İslam dünyasındaki yerini birkaç cümleyle özetlemek gerekirse;

Buhara bize hadis emanetini,

Tirmiz bize Peygamber sevgisini,

Semerkant bize ilim ve medeniyeti,

Mâtürîdî bize akıl ve vahiy dengesini,

Nakşibend bize gönül terbiyesini,

Hârizmî ve diğer bilim insanları ise araştırma ve üretme sorumluluğunu hatırlatmaktadır.

Bu yüzden Özbekistan'a yalnızca bir ülke olarak bakmak eksik kalır.

Özbekistan, İslam medeniyetinin hafızalarından biridir.

Bugün dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Müslümanların okuduğu hadis kitaplarında Buhara'nın, kelâm eserlerinde Mâtürîdî'nin, tasavvuf tarihinde Nakşibend'in, bilim tarihinin sayfalarında Hârizmî, İbn Sînâ ve Bîrûnî'nin izlerini görmek mümkündür.

Bir medeniyet sadece geçmişte yaptığı eserlerle değil, insanlığa bıraktığı fikirlerle yaşar.

Özbekistan'ın mirası da bize şunu söylüyor:

İlim unutulursa medeniyet susar; ahlâk unutulursa medeniyet yıkılır.

Bugün bize düşen görev, geçmişin mirasını sadece müzelerde seyretmek değil; o mirasın ruhunu yeniden anlamaktır.

Çünkü gerçek miras, korunmakla kalmaz.

Yaşatılır.

DUAMIZ

Allah'ım...

Buhara'da hadis için yürüyen âlimlerin samimiyetinden bizlere de nasip eyle.

Semerkant'ta ilim peşinde koşanların azmini gönüllerimize yerleştir.

İmam Buhârî'nin ilme sadakatinden, İmam Tirmizî'nin Peygamber Efendimiz'e ﷺ muhabbetinden, İmam Mâtürîdî'nin hikmet ve basiretinden, Bahâeddin Nakşibend'in gönül terbiyesinden bizlere de pay ayır.

Ya Rabbi...

Bize çok bilgi değil, faydalı ilim nasip et.

Bize çok konuşmayı değil, hakikati söylemeyi öğret.

Bize kitapları okumayı değil yalnızca, okuduklarımızla güzel bir insan olmayı nasip et.

Kalplerimizi kibirden, dillerimizi yalandan, amellerimizi riyadan muhafaza eyle.

İslam dünyasının dört bir yanında ilmi, hikmeti, merhameti ve kardeşliği yeniden yeşert.

Bizi geçmişinin güzelliklerine sahip çıkan, bugününü ihya eden ve yarınlara güzel bir medeniyet bırakabilen nesillerden eyle.

Allah'ım...

Buhara'nın ilmini, Semerkant'ın hikmetini, Tirmiz'in muhabbetini, Mâverâünnehir'in irfanını ümmet-i Muhammed'in gönüllerinde yeniden dirilt.

Bizlere ilimle yükselen, ahlâkla güzelleşen, adaletle ayakta duran bir medeniyet kurmayı nasip eyle.

Âmin.

Erkan Can Akan
Aile Danışmanı & Manevî Danışman
Yazar

---

KAYNAKÇA

1. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Özbekistan”, İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM).
2. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Buhârî, Muhammed b. İsmâil”.
3. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Tirmizî, Ebû Îsâ”.
4. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Mâtürîdî, Ebû Mansûr”.
5. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Nakşibendiyye”.
6. UNESCO World Heritage Centre, Historic Centre of Bukhara.
7. UNESCO World Heritage Centre, Samarkand – Crossroad of Cultures.
8. UNESCO, Islamic Civilization and Scientific Heritage üzerine ilgili yayın ve materyaller.
9. İslam Medeniyeti Merkezi (Islamic Civilization Center), Özbekistan — Buhârî, Tirmizî, Mâtürîdî ve İslam medeniyeti mirasına ilişkin yayınlar.
10. Ebû Îsâ et-Tirmizî, eş-Şemâilü'n-Nebeviyye.
11. Muhammed b. İsmâil el-Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh.
12. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Kitâbü't-Tevhîd.

Yazarın Diğer Yazıları