Said Yalçın

Gecenin Sessizliği ve İnsan Ruhunun Sığınağı

Said Yalçın

“Uyku düzenimi düzeltmeye çalışıyorum. Ama gece 12 ile 5 arası dünya çok güzel ve sessiz…”

Bu cümle, sadece geç saatlere kadar uyanık kalmayı seven insanların değil, kalabalıkların içinde yorulmuş milyonlarca insanın ortak itirafıdır. Çünkü bazı saatler vardır; zamanın akışı değişir, dünyanın sesi kısılır ve insan ilk kez kendi iç sesini duyabilir.

Gündüzün bir telaşı vardır. Telefonlar çalar, mesajlar gelir, sorumluluklar peşimizi bırakmaz. İnsan gün boyunca kendisine ait olmayan onlarca düşüncenin içinde savrulur. İş, aile, geçim derdi, gelecek kaygısı, toplumsal roller… Herkes bir şey ister. Herkes bir yere yetişmeye çalışır. Fakat gece yarısından sonra hayatın ritmi yavaşlar.

Saatler gece yarısını geçtiğinde şehir başka bir kimliğe bürünür.

Sokaklar sessizleşir.

Pencerelerin ışıkları birer birer söner.

Gündüzün gürültüsü yerini derin bir dinginliğe bırakır.

Ve insan, gün boyunca kaçtığı kendisiyle baş başa kalır.

Belki de geceleri bu kadar sevmemizin sebebi budur.

Çünkü gece kimse bizden güçlü olmamızı istemez.

Kimse gülümsememizi beklemez.

Kimse rol yapmamızı talep etmez.

Gecenin karanlığında insan maskelerini çıkarır.

Yorgunluklarını masanın üzerine bırakır.

Hatıralarını önüne dizer.

Bazen eski bir şarkı açar.

Bazen yarım kalmış bir kahvenin buharında geçmiş yılları seyreder.

Bazen de hiçbir şey yapmadan sadece düşünür.

İşte bu yüzden gece 12 ile sabah 5 arası birçok insan için sadece bir zaman dilimi değildir; ruhun nefes aldığı özel bir alandır.

Fakat bu sessizliğin bir bedeli vardır.

İnsan gecenin huzuruna alıştıkça sabahın disiplininden uzaklaşmaya başlar.

Çünkü gece insana özgürlük hissi verir.

Sabah ise sorumlulukları hatırlatır.

Gece hayalleri büyütür.

Sabah gerçeklerle yüzleştirir.

Bu yüzden uyku düzenini düzeltmeye çalışan insanların en büyük rakibi uykusuzluk değil, gecenin büyüsüdür.

Aslında çoğu insan uyuyamadığı için değil, gecenin sunduğu huzurdan vazgeçemediği için geç yatar.

Çünkü gün boyunca kendisine ait bulamadığı zamanı, gecenin sessizliğinde bulur.

Kimisi kitap okur.

Kimisi yazar.

Kimisi düşünür.

Kimisi sadece sessizliğin sesini dinler.

Ve o saatlerde dünya gerçekten daha güzel görünür.

Çünkü kalabalıklar çekilmiş, gösterişler sona ermiş, yapaylıklar susmuştur.

Geriye yalnızca insan ve iç dünyası kalmıştır.

Ancak hayatın bir gerçeği vardır:

Gece ruhu dinlendirirken, sabah geleceği inşa eder.

İnsan sadece gecelerle yaşayamaz.

Çünkü hayallerin gerçekleşebilmesi için sabahın ışığına da ihtiyaç vardır.

Belki yapılması gereken şey, geceden tamamen vazgeçmek değil; onun huzurunu alıp sabaha taşımaktır.

Geceyi sevmek güzeldir.

Sessizliği sevmek güzeldir.

Kendinle kalabilmek güzeldir.

Ama asıl marifet, gecenin verdiği dinginliği gündüzün karmaşasında da koruyabilmektir.

Çünkü güçlü insanlar yalnızca sessizlikte huzur bulanlar değil, o huzuru kalabalıkların içine de taşıyabilenlerdir.

Ve yine de kabul etmek gerekir ki…

Dünya bazen gerçekten en güzel hâline gece yarısından sonra kavuşur.

İnsanların sustuğu,

Gösterişlerin bittiği,

Şehrin yavaşladığı,

Ve kalbin kendi sesini duyabildiği o saatlerde...

Gece, karanlık değil; ruhun en aydınlık aynasıdır.

Yazarın Diğer Yazıları