Said Yalçın

Kibir Siyaseti ve Malatya'nın Yorgunluğu

Said Yalçın

Malatya siyasetinde son dönemde büyüyen en büyük sorunlardan biri, eleştiriden kaçan siyaset anlayışıdır. Oysa halkın oyuyla seçilen herkes şunu bilmelidir: makamlar dokunulmazlık değil, hesap verme sorumluluğu getirir. Vatandaşın derdiyle hemhal olmayan, sokaktan kopan, yalnızca belli çevrelerin içine sıkışan siyasetçinin zamanla halktan uzaklaşması kaçınılmazdır.

“Kapıyı kilitleyenler oldu diye üzülmedim; ben zaten samimiyeti anahtardan değil, davranıştan tanımayı öğrendim” sözü aslında bugün yaşanan birçok kırgınlığın özeti gibidir. Çünkü insanlar artık verilen pozlardan çok gerçek samimiyete bakıyor. Hele ki deprem yaşamış, ağır bedeller ödemiş bir şehirde vatandaşın beklentisi gösteriş değil; ulaşılabilirlik, şeffaflık ve samimiyettir.

Bugün siyaset sahnesinde öyle bir tablo oluştu ki herkes kendisini kusursuz göstermeye çalışıyor. Oysa insanın gerçek yüzünü makam değil, kriz zamanları ortaya çıkarır. Siz istediğiniz kadar kafanızda kırk tilki dolaştırın; sonunda döneceğiniz yer yine kürkçü dükkânıdır. Siz istediğiniz kadar günü kurtarmak adına herkese farklı yüz gösterin; vicdanın terazisinden kaçamazsınız. İnsan bazen makamın verdiği geçici gücü sonsuz sanıyor ama unutulmamalıdır ki toprağın altında ne unvan kalır ne protokol.

Siyasette en tehlikeli hastalık kibirdir. Kibir önce insanı halktan koparır, sonra gerçeklerden uzaklaştırır. Çevresinde sadece alkışlayanları görmek isteyenler, bir süre sonra eleştiriyi düşmanlık sanmaya başlar. Oysa istişare kültürü olmayan yerde sağlıklı siyaset olmaz. Kapılar kapanırsa gönüller de kapanır. Danışman duvarlarının arkasına saklanan siyasetçinin halkla bağı zamanla zayıflar.

AK Parti Malatya Milletvekili İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak hakkında şehirde yükselen en büyük eleştirilerden biri de tam olarak budur. Göreve geldiği ilk dönemlerde basın mensuplarıyla düzenli görüşmeler yapan, sahada görünmeye çalışan bir profil vardı. Ancak aradan geçen süreçte vatandaşın da, yerel medyanın da önemli bir kısmı ulaşılmazlık hissinden şikâyet ediyor. İnsanlar yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanmak istemiyor. Hele Malatya gibi yaralarını hâlâ sarmaya çalışan bir şehirde siyasetçinin sahadan uzak görüntü vermesi doğal olarak tepki oluşturuyor.

Elbette siyasette her zaman görünenin arkasında başka dengeler olabilir. Bazı çevrelerin baskısı, parti içi hesaplar ya da bürokratik duvarlar birçok ismi etkileyebilir. Fakat vatandaş sonuçla ilgilenir. Halk için önemli olan şey şudur: “Ben derdimi anlatabiliyor muyum?” Eğer insanlar kendilerini muhatapsız hissediyorsa orada ciddi bir iletişim sorunu var demektir.

Siyasetçinin görevi yalnızca kürsüde konuşmak değildir. Esnafın çayını içmek, depremzedenin kapısını çalmak, gazetecinin eleştirisini dinlemek, sivil toplumla istişare etmek de bu görevin bir parçasıdır. Çünkü halktan uzaklaşan her siyasetçi zamanla kendi çevresinin oluşturduğu yapay bir dünyanın içine hapsolur. O dünyanın içinde herkes her şeyin mükemmel olduğunu söyler. Ta ki gerçek hayat kapıyı sert şekilde çalana kadar…

Siz istediğiniz kadar “Ben şeffafım” diye naralar atın; bakraç açıldığında yoğurdun ekşiyip ekşimediği ortaya çıkar. Siz istediğiniz kadar sağlam mavzer görüntüsü verin; tetik düştüğünde çalışıp çalışmadığınız anlaşılır. Siyasette de böyledir. Reklamla değil, kriz anındaki duruşla ölçülürsünüz. Çünkü halk artık lafa değil, iz bırakana bakıyor.

Bugün Malatya’nın ihtiyacı; birbirini ötekileştiren, insanları siyasi kimlikleri üzerinden ayıran bir anlayış değil; ortak aklı önceleyen bir yönetim anlayışıdır. Bu şehir çok acı yaşadı. İnsanlar artık kibir değil tevazu görmek istiyor. Ulaşılamayan makam odaları değil, açık kapılar görmek istiyor. Çünkü vatandaş için en büyük güven duygusu; “Beni dinleyen biri var” hissidir.

Unutulmamalıdır ki güç ve kuvvet yalnızca Allah’ındır. Makamlar gelip geçicidir. Kalıcı olan ise insanın ardında bıraktığı izdir. Halkın gönlünde yer edinmek isteyen herkes şunu iyi bilmelidir: Eleştiriden kaçan değil, eleştiriye kulak veren kazanır. İstişareden uzak duran kim olursa olsun, er ya da geç toplumun vicdanında eleştiriye mahkûm olur.

Yazarın Diğer Yazıları